Akşam gazetesi yazarı Alen Markaryan'ın köşe yazısı

N'Koudou'ya aralıksız, hiç durmadan 80 tane faul yapıldıktan sonra taaaa 65-70'lerde lütfen kart çıkmasını söylemeden, Beşiktaş'ın vitesi yükseltip baskıyı artırmasını kurnaz düdüklerle nasıl durdurduğunu anlatmadan,

Alkışın küfürden ağır geldiğini gözlerimle gördüğümü belirtmeden, penaltı denen ceza vuruşunu kazanmak için daha ne kadar avans verileceğini sorgulamadan,

Sergen Yalçın'ın Halil Umut Bey için "Rakibi maça ortak etmek için elinden gelen her şeyi yaptı" sözlerini bu maça uyarlamadan,

Rachid Ghezzal'da kritik gün... Rachid Ghezzal'da kritik gün...

Bakın size ne anlatacağım...

Başakşehirli oyuncu 75'te yere yattı, ülkede ne kadar sağlık birimi varsa sahaya çağırdılar. Tedavi yapıldı ve 81'de 'OYUN' tekrar başladı...

Tam 6 dakika durdu oyun. Sanki adamı MR'a soktular iyi mi!!!

Soğuttular oyunu... Halil Umut Bey kaç dakika uzatma verdi? 7 dakika... Normal şartlarda zaten en az 5 dakika uzayan oyun, "Oyuncuların oyununa" rağmen dar bir zaman dilimine sokuldu.

Bitmedi... 7 dakika uzatma başladığında tam 91:43'te frikik kazandı Beşiktaş. Başakşehirli topçular hakemin etrafında toplanıp, peynirli börekten sarmaya ne varsa getirip bütün uzatmayı boğuntuya getirdiler.

Tam 3 dakika kullanamadık atışı... Maçtan sonra da bir yöneticimizin çıkıp, "Hakemlerin yavaş yavaş bize karşı art niyetli olduğuna inanmaya başladım" diye açıklama yaptığını duyunca "Yavaş" dedim içimden!

Yavaş yavaş çekin kürekleri mehtap uyanmasın!!! Aman ha!!! Ben size daha bir hafta içi maçının ilk defa akşam 7'de, trafiğin en yoğun olduğu şehirde oynatılmasının rezalet boyutunu anlatacaktım oysa.

Bir camianın sinir uçlarının nasıl tahrip edildiğini, Josef'in gözyaşlarında boğulup gözler önüne serecektim en kallavisinden.

Lakin vazgeçtim hepsinden Anlatmayacağım işte!!!

Bazıları nasıl olsa bizi dinlemiyor!!!

Siz gidin kulağınıza yalancı şarkılar söyleyenleri dinleyin!!!!

GÖZYAŞI

İşleri iyi gittiği halde kimse ondan para istemesin, rahatını bozmasın diye "İşler baya zayıf, işler iyi gitmiyor" diye inlemek de bir ağlama çeşididir.

Bir yakını öldüğünde içindeki duyguyu dışa vurmak da... İkisi aynı şey mi? Tabii ki hayır?!!! Fenerli medyanın kaleci Volkan'a atılanları liste haline getirip, Volkan bunları yedi de ağlamadı diye algı yapıp, üstüne Aziz Başkan'larının 3 Temmuz sürecine vurgu yaparak, Josef'in basın toplantısı sırasında döktüğü gözyaşlarıyla dalga geçmesi nereye doğru koştuğumuzun açık resmidir...

Josef'in gözyaşlarında Beşiktaş'a yapılan haksızlıklar vardı. Josef'in gözyaşlarında isyan vardı. Josef'in gözyaşlarında bütün Beşiktaş taraftarının duyguları vardı...

Yıllardır süregelen ve yıllarca da devam edecek sığ bir döngüye çare olamamak vardı Josef'in gözyaşlarında...

Televizyon kanallarında, sosyal medya havuzlarında linç etmeye kalkışılacak bir olay değildir Josef'in yaşadıkları...

Haksızlığa uğramasına insani bir tepki vermiştir Josef... Çaresiz kalışa gözyaşı döküp ağlamıştır.

Ağlamak bir eylemdir. Aynı gülmek gibi!!!

Alen MARKARYAN / Akşam