Beşiktaş bir topa sahip olma takımı mı, yoksa bir pres takımı mı? Rakip kaleye pas marifetiyle örerek mi gitmeye çalışıyorlar, yoksa dolambaçsız bir şekilde mi? Bu soruların cevabını ne yazık ki bu maçta da alamadık. Artık önümüzdeki maçlara bakacağız.

Dünya Kupası arasından sonra ligdeki üçüncü maçını oynayan Beşiktaş, üst üste aldığı ikinci iç saha galibiyetiyle zirveyi iki adım geriden takip etmeyi sürdürdü. Buna karşın oyundaki sorunlarını çözmek konusunda ileriye doğru bir adım atmayı Kasımpaşa karşısında da başaramadı.

İki hafta önceki Gaziantep FK deplasmanına Atiba Hutchinson ve Necip Uysal gibi iki tutucu orta sahayı birlikte kullanarak çıkan Şenol Güneş, dün akşam ise Josef de Souza’nın sakatlığının ardından ne bu iki oyuncuyu ne de Josef’in defansif sorumluluklarını üstlenebilecek bir diğer isim Berkay Vardar’ı düşündü ve bunun yerine iki 8 numarayı birlikte oynatmayı tercih etti: Salih Uçan ve Gedson Fernandes. Önlerinde de aslen bir kanat oyuncusu olan Nathan Redmond’ı 10 numara rolünde kullandı. Bu açıdan hayli riskli ve hücuma dönük bir merkez seçtiği söylenebilir.

Buna karşın Beşiktaş’ın hücumda maç boyunca üretken bir görüntüsü yoktu. İlk yarıda topun hâkimiyeti çoğunlukla kendilerindeydi belki, ama ne rakip yarı sahaya doğru dürüst yerleşebildiler ne de yerleştiklerinde alan bulmalarını sağlayacak yaratıcı eylemler gerçekleştirebildiler.

Tek şansları var gibiydi; rakip savunmayı eksik ya da hazırlıksız yakalamak. Nitekim Cenk Tosun’un ilk golünde nasıl rakibin sahada iki kişi eksikken oyunun başlamasının avantajını kullandılarsa, Wout Weghorst’un ikinci golünde de Haris Hajradinovic’in hücumda yaptığı bir pas hatasının ardından yakalanılan hızlı hücum fırsatında Kasımpaşa savunmasını hazırlıksız yakaladılar. 

Tabeladaki üstünlüklerinin sahada da bir karşılığı olduğunu söylemek ise güçtü. Zira Kasımpaşa’nın da net gol şansları vardı. Aradaki fark ise Beşiktaş’ın tutanının ve atanlarının daha kaliteli olmasıydı. Bu anlamda Güneş döneminde şu ana dek olumlu olarak sayabileceğimiz en önemli iki farkın, eldivenleri teslim ettiği Mert Günok’un kalede güven veren performansı ve daha fazla süre bulmaya başlayan Cenk’in skora olan katkısı olduğu söylenebilir.

MEVCUT YAPISAL SORUNLAR

Beşiktaş, Valérien Ismaël döneminde net bir fiziksel yoğunluk takımıydı. Şenol Güneş’in gelişiyle birlikteyse topa daha fazla sahip olmaya çalışan, teknik kalitenin biraz daha öne çıkarılmaya çalışıldığı bir takım görüntüsünde. Buna karşın takımın transfer döneminde Ismaël’in taleplerine yönelik kurulması, oyuncuların Güneş’in yeni taleplerine uyum sağlamasını zorlaştırıyor. Ve belli ki Dünya Kupası arasında yapılan çalışmalar da bu uyum sürecinin hızlandırılmasını ya da güçlendirilmesini sağlayamamış.

Beşiktaş’ın Ismaël dönemindeki en göze çarpan zayıflığı toplu oyundaki eksikliklerdi. Güneş’in takıma en büyük dokunuşunun da bu yönde olacağı düşünülüyordu. Ama aradan geçen iki buçuk aylık süre zarfında bu konuda hiçbir gelişim kaydedilemediği görülüyor. Ve artık bu sorunun oyuncu kalitesinden kaynaklandığı belirtiliyor, dolayısıyla çözüm olarak yaklaşan kış transfer dönemi gösteriliyor. 

Öte yandan Ismaël döneminde takımın olumlu olarak bahsedilebilecek yanlarında da bir geriye gidiş söz konusu. Öyle ki, bilhassa sezonun ilk haftalarında fiziksel kalitesiyle öne çıkan Beşiktaş, şu anda bu özelliğini de kaybetmiş durumda, daha doğrusu bundan vazgeçmiş gibi görünüyor. Takım sezon başındaki pres örgütlülüğünden ve yoğunluğundan çok uzakta. 

Dolayısıyla hem zayıf yanların geliştirilememesi hem de güçlü yanların yok olmaya başlaması, Beşiktaş’ın sahada kimliksizleşmesine ve arafta salınmasına neden oluyor. 

Beşiktaş bir topa sahip olma takımı mı, yoksa bir pres takımı mı? Rakip kaleye pas marifetiyle örerek mi gitmeye çalışıyorlar, yoksa dolambaçsız bir şekilde mi? Rakip savunmayı merkezden delme niyetindeler mi, yoksa kanat hücumlarıyla mı etkili olmak istiyorlar? Tüm bu soruların cevabını ne yazık ki bu maçta da alamadık. Artık önümüzdeki maçlara bakacağız.

İHTİYAÇLAR VE OLASI YENİ SORUNLAR

Uzun yıllardır iflâsın eşiğinde olan bir kulübün, daha bu yaz 12 transfer yapmışken, birkaç ay sonra köklü bir transfer operasyonuna daha girişmesi başlı başına bir sorun. Bu operasyonun, takımın sahada ne oynamak istediği tam olarak anlaşılamayan bir hâldeyken yapılmaya çalışılması ise daha da büyük bir soruna dönüşebilir.

Her hâlükârda ülke futbolunda transfer ihtiyacı bir türlü bitmiyor. Ve işte, kış transfer dönemi de geldi çattı. Beşiktaş’ın bu dönemdeki en önemli hedefinin ise Ozan Tufan olduğu iddia ediliyor. Fakat bunun ne kadar ihtiyaç dâhilinde bir transfer olacağı tartışılır. Siyah-beyazlıların şu anda orta sahadaki en önemli eksikliği, yaratıcılık ve skorerlik. Yaratıcı bir oyun kurucu ya da skorer bir ikinci forvet; iki profil de Beşiktaş’ın merkezdeki sorunlarını büyük ölçüde giderebilir. 

Başka bir deyişle, takımın Dele Alli’nin hayâl ettirip gerçekleştiremediklerini yapabilecek bir orta saha oyuncusuna ihtiyacı olduğu söylenebilir. Ozan’ın ise böyle bir oyuncu olmadığı açık. Elbette orta sahaya belirli bir enerji ve yoğunluk katabilir, ama elde bunu yapabilecek bir oyuncu zaten var: Gedson. Dolayısıyla Beşiktaş’ın orta sahadaki arayışlarını güvenilir bir pas kalitesine ya da tehditkâr bir skor gücüne doğru çevirmesi daha doğru olabilir.

Diğer taraftan dün akşam itibarıyla takımın nur topu gibi yeni bir krizi olmuş görünüyor: Wout Weghorst. Attığı golden sonraki sevincinde tribünlere yaptığı veda hareketiyle kafaları karıştıran ve Manchester United ile anlaştığı söylenen Hollandalı santrforun olası bir ayrılışı, Beşiktaş’ı ligin ikinci yarısında çok zayıflatabilir. 

Weghorst, Beşiktaş’ın en büyük gol silahı olmakla birlikte hem hücumdaki bir numaralı pres gücü hem de en önemli oyun aklı konumunda. Onu kaybetmek, zaten birçok yapısal sorunu olan takımda büyük bir gedik daha açar. 

Onur Özgen/gazeteduvaR