Futbol, gözünü kulağını bir toplumsal meseleye kapatanlar için bulunmaz kaçış ada. Aslında “adaydı” demeli. Çünkü futbol da artık her yönüyle fena halde siyasi, dolar-Euro-TL paritesine bağımlı, hakim-hakem terazisini gözetiyor. B saç ayakları olmadan futbol konuşur eksik konuşur. Futbolda sadece taktik konuşan, esasen çok şey konuşmuyordur.

Herkes taraftara masal anlatıyor

Kulüplerinden TFF’sine kadar, hepsi inandırıcılıktan uzak yapılar. Tutarsız ve kimliksiz. Hepsi günübirlikçi. Tek ustalıkları, taraftara her defasında anlatacak bir masal bulmaları. Süleyman Demirel’in “Dün dündür” sözü, kulüpler için çok uzun bir zaman dilimi sayılır!

Elmas-Terim geleceği inşa edecekti!

Hepsi kurumsallıktan dem vurur ama semtinden geçmez. Kurumsal, kişiler gelip geçse de yönetim kültüründe ana eksende devamlılık demektir. Basit bir örnek: Geçen sezon Burak Elmas-Fatih Terim ikilisi, “Geleceğin Galatasaray’ını kuruyoruz. Potansiyeli yüksek genç transferler yapacağız. Maaşa değil, bonservise yatırım yapıyoruz” dedi.

Gerçek şudur: Look at the tabela 

"Bu gerginlik kulübe zarar verir" "Bu gerginlik kulübe zarar verir"

Skorlar iyi olsaydı, bu anlayış devam edecekti. Ama kötü olunca ne Terim, ne Elmas ne de o ‘gelecek hayali’ kaldı. Kimse o projenin doğru olup olmadığını sorgulamadı. Peşinen kabul etti. Vazgeçilirken de sorgulayan olmadı. Çünkü bu topraklarda her şey skora bağlı. Taraftarın sevgisi de aidiyeti de… Terim’in de dediği gibi “Look at the tabela”!

Koç, her modeli denedi olmadı

Ali Koç da bilinen bütün yönetim modellerini denedi. Uzun vadeli planlamalardan “1 yıllık karizmatik teknik adam”a mecbur kaldı sonunda. Ve bugün itibarıyla en iyi sonuç aldıkları model de bu oldu. Oysa Koç, ilk sezonunda bu modelle başlasaydı, kısa vadeli plan yaptığı için yerden yere vurulacaktı. Peki Koç bugün doğru modeli mi buldu? Vizyonsuz medyamıza göre “Evet”. Oysa hayır. Vaziyeti doğru gösteren skorlar. Alimallah biraz kötü gitse biliyoruz ki baltalaşmış o kalemler yine çıkartılacak.

Beşiktaş’tan ‘ortaya karışık’ model!

Son örnek Beşiktaş… Ahmet Nur Çebi, geldiğinde Abdullah Avcı görevdeydi. Gelir gelmez devre arasına kadar başarı şartı koştu. Pamuk ipliğiyle kurduğu bağın kopmaması olanaksızdı. “Efsane” veya “Beşiktaş’ın çocuğu” modeliyle Sergen Yalçın’a geçiş yapıldı. Sözleşmenin bir hükmü yoktu. O ne zaman isterse kulüpten gidecekti. Peki. Ama 3-5 yıllık kontratların, başarısız olunduğunda efsane mefsane dinlemediğini de herkes biliyordu.

Dali’yi kıskandıran gerçeküstücülük

Ki öyle de oldu. Üstelik ‘şampiyon efsane’ bile yarım sezonluk başarısızlıkta tutunamadı. Ve gittiğinde henüz daha taraftarla köprüler atılmamıştı. Şampiyonlar Ligi’nde “sıfır” çekilmesine rağmen, taraftarın dili “Sergen istifa” demeye varmıyordu. Kıyamıyordu. Bu topraklar için sürrealdi. Ama öncesinde hiçbir takımda tam sezon çalışmayan Sergen Yalçın’ın Süper Lig tarihinin en uzun sezonunda Beşiktaş’ı şampiyon yapması daha da sürreal bir durumdu. Salvador Dali’yi kıskandıran bu gerçeküstü vaziyete rağmen, ertesi sezonun ilk devresini bile çıkartamadı Sergen Yalçın.

Güneş 1 yılda mı Z ile ters düştü!

Araya bir TFF kaynağı yapalım. Şenol Güneş, Beşiktaş’tan sonra devraldığı A Milli Takımı en iyi grup performansıyla Euro 2020’ye taşıdı. Pandemi nedeniyle şampiyona 2021’e ertelendi. Ama o 1 yıl sanki bir nesillik fark yarattı. Milliler 2021’de oynanan Euro 2020’de sıfır çekip geldi. Şenol Güneş, bir açıklama getiremiyordu. Ancak ‘kamuoyu’ tespiti yapmıştı: Güneş, Z kuşağı futbolcularla anlaşamadı! O artık eskimişti! Z kuşağıyla arasında 11 yıllık fark varmış! Çünkü TFF, ondan 11 yaş küçük Alman Stefan Kuntz’u getirdi. Kuşak çatışması sona erince Uluslar Ligi C Grubu’ndan B Grubu’na yükseldik! Arada Faroe Adaları’na yenildik falan olsun(!)

Güneş ile tekrar ‘eski kafa’ya dönüş

Tekrar Beşiktaş’a dönüyoruz. Milli takımdan Z kuşağıyla anlaşamadığı ve bilimsel yöntemleri, teknolojik gelişmeleri kullanamadığı için gönderilen Şenol Güneş, şimdi bilimsel yöntemlere hakim olduğu seçilen Valerien Ismael’in yerine geldi. Yani ‘eski kafa’ya dönüş! Ha, Güneş’in de bir sözü aklıma gelmiyor değil: Beşiktaş’tan sonra Milli Takım.. Ondan sonra da emeklilik… Meşhur sözdür ya, “Hayat siz planlar yaparken başınıza gelenlerdir” diye… O hesap..

Güneş, Z ile değil Altıntop ile çatıştı

Elbet şu verdiğim misallerdeki tüm söylemlerin aslı astarı yoktu. O gün için vaziyeti kurtarmak gerekiyordu ve bu tür senaryolar yazıldı. Örneğin Şenol Güneş, milli takımda kuşak çatışması falan yaşamadı. Hamit Altıntop ile bir çatışma yaşadı.

Sergen’den yoruldu Ismael’i aldı

Çebi neden Ismael’i seçti? Çünkü Sergen Yalçın onu yormuştu. Yerli teknik adamlar yorucudur. Fatih Terim de yorucudur, Mustafa Denizli de Şenol Güneş de… Ancak başarılar, her şeyi perdeler. O yüzden Çebi, kendisini yormayacak Ismael’i seçti. Çebi için de diğer başkanlar için de ideal olan, yönetebilecekleri teknik direktörlerdir. Çebi, bu yüzden Ismael’in başarılı olmasını ayrıca çok istemiştir. İki türlü de eli rahatlayacaktı. Ama olmadı. Ve yeniden başarı şansı daha yüksek ‘yorucu model’e döndü.

40 gün sözleşme görüşmesi sürdü

Sergen Yalçın ile ikinci döneme nasıl başladığını unuttuk mu? 40 gün sürdü sözleşme yenileme. Sosyal medyada Beşiktaş taraftarları ikiyi bölündü. Yalçın, şampiyon olduktan sonra verdiği tek röportajda, sezon boyunca yönetimde kuyusunu kazanlar olduğunu söyledi. Ve yeni sezona aynı yöneticilerle yola çıktı! Burada bir yanlışlık yok muydu? Vardı elbet. Ama ilişkiyi bitiren yine bu tuhaflık değil, skorlar oldu.

Güneş de skorla doğar ve batar

Beşiktaş’ta ikinci Şenol Güneş dönemi doğru bir hamle mi? Hiç bilmiyoruz. Sonuçlar iyi olursa yere göğe sığdırılamayacak. Çebi’nin ne kadar doğru bir hamle yaptığı söylenecek. Aksi halde de “Aynı nehirde ikin kez yıkanılmaz” diyerek, filozof dedikleri hocaya karşı filozofça eleştiriler yapacak yurdum gazetecileri! Zaten son iki sezonunda şampiyon olamayınca Güneş’in nasıl eleştirildiğini de unutmadık.

Bir tek Mustafa Denizli başardı

Valerien Ismael ile şampiyonluğu kaybedeceğini anlayan (!) Beşiktaş yönetimi, Şenol Güneş’i getirdi. Siyah beyazlıların tarihinde sezon içinde gelen ikinci hocayla sadece bir şampiyonluk kazanıldı. 2008-09 sezonunun 6. haftasında Ertuğrul Sağlam’ın yerine gelen Mustafa Denizli, Beşiktaş’ı 6 sezon aradan sonra şampiyon yaptı. Denizli devraldığında Beşiktaş 6 maçta 4 galibiyet ve 2 beraberlikle liderin 2 puan gerisindeydi. O sezon Denizli’nin tecrübesi kadar ezeli rakiplerin yarıştan erken düşmesi de siyah beyazlıların avantajı oldu. Beşiktaş, şampiyonluk yarışını Sivasspor’a karşı verip kazandı.

Çifte hocalarla hüsran daha fazla

Buna karşın hoca değişikliği yapıp şampiyon olunmayan sezon sayısı daha çok. Süleyman Seba, efsane Gordon Milne’yi yolladı Cristopher Daum’u getirdi, ama o sezonu kurtaramadı. Sonraki sezon başarılı oldu. Serdar Bilgili’nin Nevio Scala-Daum, Yıldırım Demirören’in Vincente del Bosque-Rıza Çalımbay, Çalımbay-Jean Tigana, Bernd Schuster-Tayfur Havutçu, Ahmet Nur Çebi’nin Abdullah Avcı-Sergen Yalçın, Sergen Yalçın-Önder Karaveli-Valerien Ismael değişiklikleri yapıldıkları sezon açısından olumlu sonuç vermedi.

Ceyhun Kazancı’ya ne olacak?

Şenol Güneş’in gelişiyle birlikte Ceyhun Kazancı eliyle yürütülen güçlü sportif direktörlük pozisyonun geleceği de belirsizleşecek. İlk günden beri genç, modern futbol tekniklerine yatkın ve potansiyel sahibi yabancı veya yerli teknik adamlardan yana tavır alan Kazancı’nın, Şenol Güneş gibi güçlü bir figürün üzerinde konumlanması fiilen karar verici olması biraz zor görünüyor. Yola devam ederse de bu Güneş’e ayak uyduran bir ilişki olarak form alacaktır.

Terim, Güneş ve Denizli’ye düşen görev

Türkiye’de samimi şekilde bir değişim isteniyorsa Fatih Terim, Şenol Güneş, Mustafa Denizli gibi efsaneleşmiş isimlerin kurumsal yapıyı gözeten, sportif direktör olarak atanan kişilerin belirlediği temel kulüp politikalarına uymaları lazım. Ancak onların üzerinde konumlandırılacak isimlerin de kariyerleriyle kendilerini sorgulatmamaları lazım. Aksi halde kamuoyu da ikna olmuyor.

100. yılda şampiyonluk yarışı

Bu sezon Cumhuriyet’in 100. Yılı münasebetiyle şampiyonluk yarışı çok daha anlamlı ve çetin. Hakemler üzerinden yürütülen tartışmalar yine eksik değil. Ona şerbetliyiz. Bu sezon sadece dört büyük değil, Başakşehir de şampiyonluk yarışını zorlayacak. Şenol Güneş’in işi hiç kolay olmayacak ama büyük de bir şansı var: 50 günlük Dünya Kupası arası. Misal Jorge Jesus, sezon başında Fenerbahçe ile yola çıkarken bu kadar zamanı olmadı.

Çebi de devrim yapma şansını kaçırdı

Hasılı ilk geldiği gün devrimci, zayıf da olsa bir tutum alma ihtimali bulunan Ahmet Nur Çebi de bu ülkenin futbol zekâ kodlarına yenik düştü. Devrimci bir yapılanmaya gitmek yerine güncel konjonktüre göre pozisyon aldı. Yani bir asırdır bu topraklarda yapıldığı üzere. Esas olan da bu. Turizmci gibi sezonluk plan en doğru seçenektir buralarda! Yanlış olan, uzun vadeli ve Avrupai modellerle insanları oyalamak. Çünkü bu kültüre geçecek ne hakiki bir arzu var ne yaşanacak fırtınalara direnecek cesaret ve azim…

Güneş, Beşiktaş’ı yarışta tutar

Şenol Güneş’in Beşiktaş’ı yeniden yarışa güçlü şekilde ortak etme olasılığı yüksek. Bu da Süper Lig’in heyecan ve seyir zevkini daha da yükseltecektir. Hocaya başarılar dilerim. Ben yerli-yabancı futbolcu ve hoca ayrımına karşıyım. Genç-yaşlı ayrımına da. İşini iyi yaptıktan sonra bir insan 70’inde de genç ve devrimci olabilir. Bunu söylerken Güneş’in bu tutumu olacağını düşünmüyorum. O kontrat süresi boyunca pragmatist kararlar alarak şampiyon olmak için çalışacaktır. İnsanların da zaten istediği bu. Başta aşağı her yanıyla sürdürülebilir sağlıklı bir kulüp söylemde dile getirilir ama fiilen kimsenin bunun bedellerini ödemeye hazır olduğu söylenemez.

Bir Baby Boomer olarak Şenol Güneş

Milli takımdan Z kuşağıyla anlaşamadığı için başarısız olduğu iddia edilen Şenol Güneş, bir Baby Boomer Kuşağı mensubu. 1945-1960 arası doğanlar kuşağı. 1952 doğumlu olan Güneş bakalım Y ve Z kuşağı Beşiktaş’ta başarılı olacak mı?(!)

Baby Boomer Kuşağı özelliklerine bakınca hakikaten de Şenol Güneş’i çok iyi tanımladığını da görmek mümkün. Hoca bir tek teknoloji kısmına itiraz edecektir. Çünkü Euro 2020 sırasında teknolojiyi kullandığını da açıkladı.

Baby Boomer Kuşağı’nın Özellikleri

Baby Boomer, Türkçeye ‘Bebek Patlaması’ olarak tercüme edildi. 2. Dünya Savaşı’nın ardından bebek doğumlarında adeta bir patlama oldu. Bu durum da kuşağa adını verdi.

- Çalışkan, kuralcı ve başarıya odaklı bir yapıları var.

- Teknolojiyle araları çok iyi değildir.

- Anne, baba ve çocuklarına birlikte bakmak zorunda kaldılar.

- İşe sadakatleri çok yüksektir.

- Bir önceki nesile göre nispeten daha rahat bir ortamda büyüdüklerinden toplumsal değişimlerde söz sahibi oldular.

Kenan Başaran /ajansspor