Fanatik yazarı Cem Dizdar'ın köşe yazısı...

Kimi zaman ‘’kaderin oyunu’’ kim zaman da ‘’kaderin cilvesi’’ olarak anılan durumlardan biriyle başladı maç. Ligin ‘’ayağı en iyi kalecisi’’ olarak bilinen Mert Günok ayağının altından kaçırdı. Gerçi bilinir, bu tür durumlarda riski en aza indirmek için topu kale direklerinin dışına göndermek gerek ama o zaman da kaderin ‘’oyunu’’ ya da ‘’cilvesi’’nden söz etmek mümkün olmaz. Elbette Valentin Rosier bunu bilemezdi! Akabinde zaten böyle oynaması beklenen Beşiktaş öne oyununu sürdürdü. Lakin, bol ve ‘’heyecan verici hücum’’lar ile antrenmana dayalı ‘’bilinçli hücum’’ arasında dağlar kadar fark vardır. Örnek mi? 27. dakikadaki Gedson Fernandes’li hücum gibi... Yay üzerinden gelen Jackson Muleka yerine kaleye şut!.. Evet, Beşiktaş devre boyu topu elinde tutup genellikle şut ya da yüksek toplara dayalı hücum girişimlerinde bulundu. Yine de devrenin son hücumunda Zymer Bytyqi rakibi Fernandes’i taklit etmese (!) devre 2-0 ile kapanabilirdi...

Golü yedi, maçı da kurtardı

Maçta ikinci devrede Konya özellikle 55’ten sonra zaman zaman atak girişimlerinde bulunduysa da Beşiktaş, etkin paslarla oynadığı sınırlı anlardan birinde Cenk’i ayak içi vuruşla baş başa bırakıp golü buldu. Ardından, dengesini yitirip orta sahaları kaybeden iki takımın karşılıklı git/gel oyunu... Kuşkusuz izleyenler için bu tarz daha heyecanlı ve eğlenceli ama ya ‘’mühendis teknik direktörler’’ açısından?.. Futbol gerçekten ‘’fena halde hayata benziyor’’! Hepimizin yaşam öyküsü gibi belirsiz bir yolculuk! İlk dakika gol yedikten sonra son anda maçı kazanan Beşiktaş ya da kaçırdıklarına hayıflanacak olan bu ligin ‘’zor takımı’’ Konya’nın yaşadıkları gibi... Ya da, yediği gole rağmen Beşiktaş için maçı kurtaran isimlerin başında gelen Mert Günok’un şu cumartesi gecesi öğrendikleri/öğrettikleri misali...