☰
✕
Futbol

''Beşiktaş için bir 'tamam mı, devam mı?' maçı olabilirdi!''

Spor yorumcusu Hayri Cem'in köşe yazısı...

Italiano’yu Crystal Palace maçına yedek kadroyla çıktığı için eleştirenler, umarım şimdi gerçeği görmüşlerdir. Her teknik direktörün önceliği kendi ligi olmalıdır. Italiano da Süper Lig’i düşünerek o maçta yapması gerekeni yapmıştı.

Başakşehir maçı, Beşiktaş için bir “tamam mı, devam mı?” maçı olabilirdi. Kaybedilecek üç puan, liderle arasındaki farkı bir anda yedi puana çıkarabilirdi. Bu şaibeli ligde Beşiktaş’ın yedi puanlık farkı kapatması oldukça zor olurdu.

Maçın ilk yarısını seyrederken “Trabzonspor maçı travması nüksetti.” desem yalan olmaz. Trabzonspor maçında olduğu gibi çok sayıda gol pozisyonuna girip golü bulamayınca “Eyvah, o korku filmini tekrar mı yaşayacağız?” diye ürktüm.

Beşiktaş ikinci yarıya biraz tutuk başladı. İlk yarıdaki gol pozisyonu üretkenliği yoktu. Bunun önemli nedenlerinden biri de kapalı savunmaları açabilecek gerçek bir 10 numaranın olmamasıydı. Orkun ve Miretti’nin yokluğu, bu eksikliği iyice gözler önüne serdi.

Italiano, Trabzonspor maçında yaptığı hatayı tekrarlamadı. Bu kez oyuncu değişikliklerini zamanında yaptı ve bu değişiklikler galibiyeti getirdi. Rakibin direncini kırabilmek için orta sahadan Ndidi’yi çıkarıp yerine Hyeon-gyu Oh’u alarak çift santrforlu oyuna geçmesi, bazı yorumcular tarafından “büyük risk” olarak değerlendirildi. Ancak mutlaka kazanmak zorunda olduğun maçlarda, doğru zamanda risk alamazsan kazanamazsın.

Hyeon-gyu Oh için de bir paragraf açmak istiyorum:

Bazı yorumcular Oh’u yetersiz ve yeteneksiz bir oyuncu olarak tanımlıyor ve haksız yere eleştiriyor. Avrupa liglerini izlediğinizde en iyi santrforların bile çok basit goller kaçırdığını, asist yapmak yerine şanslarını denediğini görürsünüz. Hiçbir santrfor, girdiği her gol pozisyonunu gole çeviremez. Bu kadar kolay olsaydı, her maç iki haneli skorlarla biterdi. Önemli olan, bir santrforun sorumluluk alması, skoru değiştirmek için çaba göstermesi ve doğru zamanda doğru yerde olmasıdır. Oh da tam olarak bunu yapıyor.

Olaitan ise Beşiktaş’ın gizli silahı. Öyle zamanlarda rakibi oyundan düşürüp takım arkadaşlarını pozisyona sokuyor ki izleyen herkesi hayran bırakıyor. Kaleyi gördüğünde çektiği şutlar mutlaka kaleyi buluyor. Bazıları o kadar sert oluyor ki kaleciler sadece seyrediyor. Beşiktaş Kulübü bu oyuncuyu hem elinde tutmalı hem de finansal açıdan motive etmeli. Gerisini taraftar zaten halleder.

Vlahović ve Trossard hakkında bazı yorumcuların yürüttüğü karalama kampanyasını hayretle izliyorum. Beşiktaş taraftarı, bu yorumculara kulaklarını kapatmalı. Mario Gomez geldiğinde de benzer bir karalama kampanyasına tanık olmuştuk. Bu iki futbolcu da dünya çapında birer marka ve uzun lig maratonunda Beşiktaş’a çok şey katacaklar.

Not:

Beşiktaş dışındaki takımların maçları beni çok fazla ilgilendirmese de rakipleri tanımak için bu karşılaşmaları izliyorum. Beşiktaş’la aynı gün oynanan Galatasaray-Fenerbahçe maçının ardından çıkan olayları, yayıncı kuruluş göstermemesine rağmen sosyal medyadan izledim. Maçın gözlemcilerinin ve hakemin raporlarını merakla bekliyorum. TFF’nin adaletini (!) nasıl uygulayacağını da görmeyi çok istiyorum.

Hayri Cem / Onedio
 

www.duhuliye.com
Sosyal medyada bizi takip etmeyi unutmayın!
twitter - instagram - youtube - tiktok - facebook
Duhuliye | Beşiktaş'ın Kalbi | © 2026 

{ "vars": { "account": "GTM-T3XXFJ6" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }