Maç öncesi istatistiklere baktığımızda, iki takımın birbirine yakın değerlere sahip olduğunu görüyorduk:
Maç başına ortalama gol sayısı her iki takım için de 2,3’tü. Her iki takım da son beş maçta onar gol atmıştı.
Yapılan oylamalarda “Kim kazanır?” sorusuna verilen yanıtlar %47 FB, %27 BJK ve %26 beraberlik şeklindeydi. Ancak herkesin kabul ettiği bir gerçek vardır: Derbi maçlarının sonucu önceden tahmin edilemez.
Bu sezon şampiyonluk hedefleyen tüm takımlar çok iyi transferler yaptılar. Pek çok dünya yıldızı ülkemize geldi. Ancak şampiyon olabilmek için kadrodaki yıldız oyuncular kadar bu yıldız futbolcuların saygı duyacağı bir teknik direktör de şarttır.
Bu konunun ne kadar önemli olduğunu yaşanmış bir örnekle anlatayım:
Frank Rijkaard futbolu bıraktıktan sonra teknik direktörlüğe başlamıştı. Henüz dört yıllık teknik direktörlük tecrübesi olmasına rağmen Barcelona’nın başına getirilmişti. Futbol otoriteleri, bu kadar genç ve tecrübesiz bir teknik direktörün Barcelona’yı yönetemeyeceğini, yıldızlarla dolu kadroya söz geçiremeyeceğini düşünüyorlardı.
Bir maç sonu röportajında, kaptan Luis Enrique’ye bu konu sorulduğunda verdiği cevap çok ilginçti:
“Elbette tüm takım olarak ona saygı duyuyoruz. Onun omuzlarında üç Şampiyonlar Ligi yıldızı var.”
İşte yıldız oyuncuların teknik direktörlerine bakışı budur. Beşiktaş’ın en büyük şansı, başarılı bir teknik direktörü takımın başına getirmiş olmasıdır. Üstelik bu sezon yapılan transferlerin önemli bir bölümü de teknik direktörü yakından tanıyan oyunculardan oluşuyor.
Trabzonspor’da Fatih Tekke’nin yollanma nedenlerinden birinin Salah gibi bir oyuncunun Tekke’yi ciddiye almaması olduğunu düşünüyorum. Fenerbahçe’de İsmail Kartal’ın sonu da Tekke’den farklı olmayacak. Galatasaray ve Okan Buruk’u bu değerlendirmeye almayacağım; zira futbolcular da Galatasaray’ın şampiyonluklarında Okan Buruk’tan çok, başka faktörlerin etkili olduğunun farkında. Bu yüzden Osimhen ve Torreira gibi oyuncular, sonuçta ceza almayacaklarını bildikleri için rakiplerine sille tokat girebiliyorlar.
Gelelim maçın hakemine:
Halil Umut Meler geçen sezon hakemliği bıraktığını açıklamasına rağmen MHK, onun hakemliğe devam etmesini ısrarla istemişti. Meler’in GS taraftarı olduğu yönünde yaygın bir inanç vardır.
Meler, geçmişte verdiği yanlış kararlarla Beşiktaş’ın canını çok yakmıştı. Fenerbahçe yönetimi de Meler hakkında aynı kanaate sahip. Meler’in verdiği ve vermediği kararlara bakarsanız, bu maçın berabere bitmesi için çaba sarf ettiğini çok rahat anlayabilirsiniz.
Maçın analizine geçersek:
Beşiktaş bu maçı kazanmayı sonuna kadar hak etti. Maç sonrası FB yöneticileri, hakem Meler hakkında yaptıkları açıklamalarla Beşiktaş’ın galibiyetine gölge düşürmek ve taraftarlarında bir algı yaratmak istediler.
Oysa hakem Meler ve VAR hakemi, FB’nin lehine verdikleri kararlarla Beşiktaş’ın gol atmasını engellemeye çalıştılar. Daha maçın başında Skriniar’ın Vlahoviç’in yüzüne attığı dirseği görmemek mümkün mü? Bu hareketin cezası net bir kırmızı karttı. Vlahoviç’in geçerli sayılmayan golünde en ufak bir faul ya da ihlal yoktu. Lukaku’nun Trossard’ın bileğine yaptığı hareketin cezası ne olmalıydı?
FB yönetimi böyle temelsiz iddialarla uğraşacağına, maçı yeniden izlesin ya da maçın istatistiklerine bir göz atsın:
Maç boyunca yapılan istatistiksel analizler sonucunda Beşiktaş’ın Beklenen Gol (xG) değeri 1,75 iken Fenerbahçe’nin xG değeri 0,59’du.
FB’nin 9, Beşiktaş’ın ise 14 şutu vardı. İsabetli şut sayısı FB’de 2, Beşiktaş’ta 6’ydı. Fenerbahçe’nin şutlarının yalnızca 3’ü ceza sahası içinden çekilmişti. Bu da Beşiktaş’ın rakibine ceza sahası içinde çok az fırsat verdiğini gösteriyor. Beşiktaş ise rakip ceza sahası içinden 9 şut çekmişti.
FB rakip ceza sahasında 13 kez topla buluşmuş, buna karşılık Beşiktaş 27 kez buluşmuş. Yakalanan büyük fırsat sayısı FB’de 1, Beşiktaş’ta 4. Kaçırılan büyük fırsat sayısı ise FB’de 0, Beşiktaş’ta 2. Kornerlerde de Beşiktaş 7-2 üstünlük sağlamış.
Bu istatistiklere bakan herkes, Beşiktaş’ın Fenerbahçe karşısında tertemiz bir galibiyet aldığını kabul eder.
Beşiktaşlı futbolcuları ve oyun stratejisini tek tek konuşmaya bile gerek duymuyorum. Italiano dersine iyi çalışmış ve oyuncularını iyi hazırlamış. Hem futbolcuları hem de teknik heyeti tebrik ediyorum.
Bir son not da Archie Brown’a:
Maç öncesi yaptığın açıklamalarla hem Beşiktaş taraftarını hem de Beşiktaşlı futbolcuları iyi motive ettin. Bu galibiyette küçük de olsa senin de bir payın var. Teşekkür ederiz.
Hayri Cem / Onedio