“Pek bir şey olmayan ilk yarı” diye yazacaktım ama gol oldu! Haliyle “bir şey” oldu! Yine de devre boyunca ne istatistik ne de futbol açısından “gol” dışında bir şey olmadı. Biz de öylece “baka kaldık”. Beşiktaş oynamayıp beklemeyi tercih edince Galatasaray öne gelmeye başladı. Bunlardan birinde “kıl payı ofsayt” sınırından dönüp gol olunca devre o çok bildik “tribün üstünlüğüne” rağmen deplasman takımı lehine tamamlandı. İkinci devresi biraz da zorunluluk nedeniyle Beşiktaş yüklenmesiyle ilerleyen bir maçtı izlediğimiz. Fakat sonuçlardan bağımsız olarak şimdiye kadarki Beşiktaş’tan öte bir Beşiktaş değildi izlediğimiz. Elbette ölçü “sonuç” değil ama sonuç için gösterilen planlı çabaydı işin esası. Son dönemde Beşiktaş için kurulan anlatının çoğu “sonuç” merkezliydi. Bu maç da gösterdi ki, “transferle değişen takım” anlatısı muadil bir takım için geçerli değildi. Lig lideri Galatasaray’ın vasat oyunu bile denklemi aleyhte çözdü. Marifeti yere göğe sığdırılmayan birçok oyuncu sahada görünmedi.
Öğretici bir maçtı!
Haliyle her transfer harcamasını bambaşka bir dil ile anlatmayı alışkanlık haline getirmiş futbol medyasını takip edenler için de öğretici bir maçtı. Yine de şunu belirtmeliyim, bu maçın kaybedeni Beşiktaş’tan çok Fenerbahçe oldu. Çünkü bundan sonra yapacakları kendi yaptıklarından daha fazla Galatasaray’ın yapamayacaklarına bağlı olacak. Ancak bu beklentinin yerine gelmesi o kadar kolay görünmeyecek gözlerine.
Cem Dizdar/ Fanatik