İstanbul'un bazı akşamları vardır; martılar bile daha alçaktan uçar. Boğaz'ın suları, Dolmabahçe'nin taşlarına usul usul vururken sanki eski futbolcuların ayak seslerini getirir kıyıya... Baba Hakkı'nın sert bakışını, Süleyman Seba'nın mahcup tebessümünü, Vedat Okyar'ın zarafetini... O sesler, yıllardır suskun olan bir mabedin duvarlarına yeniden dokunmak ister.
FC Midtjylland karşısındaki Avrupa gecesi de böyle başladı.
Skor tabelası futbolun muhasebecisidir; oysa ruhunu hiçbir zaman anlatamaz. Çünkü futbol, bazen rakamlardan önce insanların gözlerinde oynanır.
Beşiktaş, uzun yıllardır ilk kez kendisini arayan bir adam gibi görünüyordu. Kaybolmuştu ama nereye döneceğini biliyordu. Vincenzo Italiano'nun çizmek istediği yol henüz ince bir kurşun kalem taslağı... Boyaları eksik, gölgeleri tamamlanmamış... Fakat resmin neye benzeyeceği artık seçilebiliyor.
Karşısındaki Midtjylland ise Avrupa'nın yeni masallarından biri...
Bir liman şehri kadar sakin, bir fabrika kadar disiplinli... Onlar yıldız yetiştirmiyor; sistem yetiştiriyor. İsimler değişiyor ama oyun değişmiyor. Futbol bazen parayla değil, sabırla zenginleşiyor. Danimarkalılar bunun yaşayan örneği.
Maç boyunca bunu hissettirdiler.
Topu kaybettiklerinde telaşlanmadılar.
Baskı yediklerinde paniklemediler.
Çünkü bazı takımlar futbol oynar, bazı kulüpler ise futbol düşünür.
Beşiktaş ise uzun yıllar sonra yeniden düşünmeye başlamış gibiydi.
Televizyon ekranlarında konuşan yorumcuların cümleleri farklıydı ama vardıkları liman aynıydı. Kimisi ön alan baskısını övdü, kimisi orta sahadaki dinamizmi anlattı, kimisi oyuncuların birbirini henüz tanımadığını söyledi. Fakat hepsinin ağzından dökülen ortak cümle şuydu:
"Bu takımın zamana ihtiyacı var."
Ne kadar tanıdık bir cümle...
Ama bu kez o cümlede mazeretin değil, umudun sesi vardı.
Çünkü uzun yıllardır Beşiktaş'ın eksik olanı yalnızca futbol değildi.
Kimliğiydi.
Bir takım bazen kötü oynar.
Bir takım bazen yenilir.
Ama en ağır yenilgi, kendine benzememektir.
İşte siyah-beyazlı forma, belki kusursuz değildi ama yeniden kendi rengini hatırlamaya başlamış görünüyordu.
Top rakipteyken öfkeyle koşan ayaklar...
Kaybedilen topun peşinden dönen bedenler...
Birbirine yardım eden oyuncular...
Futbolun en pahalı transferi hiçbir zaman milyon eurolar olmadı.
İnançtır.
Eduardo Galeano bir yerde, "Futbol, çocukluğunu içinde saklayabilenlerin oyunudur," der gibidir satırlarında. O çocuk, Dolmabahçe tribünlerinde yıllardır biraz küsmüştü. Bu gece ise ilk kez ayağa kalkıp oyuna yeniden inanmayı denedi.
Elbette eksikler vardı.
Son paslarda acele...
Ceza sahasında kararsızlık...
Tempo düştüğünde yaşanan kırılmalar...
Avrupa, merhameti olmayan bir öğretmendir. Bir anlık dalgınlığı yıllarca unutmayacağınız bir derse çevirir.
Ama bazen öğretmenin sert olması, öğrencinin doğru yolda olduğunu gösterir.
Beşiktaş'ın artık yıldızlardan önce alışkanlıklara ihtiyacı var.
Koşmayı alışkanlık hâline getirmeye...
Kazansa da kaybetse de aynı oyunu oynamaya...
Kimliğini tabelaya göre değiştirmemeye...
Çünkü büyük kulüpler kupalarla değil, karakterleriyle yaşarlar.
Şimdi sıra kuzeyin serin rüzgârlarında...
Rövanş yalnızca bir futbol maçı olmayacak.
Bir fikrin sınavı olacak.
Belki tur geçilecek, belki geçilemeyecek.
Ama bazı geceler vardır ki, sonucu hakem yazmaz.
Tarihin hafızası yazar.
Dolmabahçe'nin o eski taşları dün gece sessizce şunu fısıldıyordu:
"Bazen yeniden doğmak için önce kendini hatırlaman gerekir."
Belki de Beşiktaş, uzun zamandır ilk kez aynaya baktığında kendi yüzünü gördü.
Mehmet Eyüp Yardımcı
www.duhuliye.com
Sosyal medyada bizi takip etmeyi unutmayın!
twitter - instagram - youtube - tiktok - facebook
Duhuliye | Beşiktaş'ın Kalbi | © 2026