Futbol

Dolmabahçe'de Rüzgârın Hesabı Tutulmaz

Duhuliye.com yazarı Mehmet Eyüp Yardımcı'nın kaleme aldığı köşe yazısı.

İstanbul'un bazı sabahları vardır... Boğaz, insanın içine konuşur. Martılar vapurların peşine değil, sanki eski hatıraların peşine düşer. Dolmabahçe Sarayı'nın duvarlarına vuran dalgalar, yüz elli yıldır aynı hikâyeyi anlatır; 'Hiçbir saltanat sonsuz değildir.' Beşiktaş da o hikâyenin biraz futbol, biraz hüzün olmuş hâlidir.

Çünkü Beşiktaş hiçbir zaman yalnızca doksan dakikalık bir oyun değildi. Kimi zaman Yahya Kemal'in dizelerinde dolaşan İstanbul'du, kimi zaman sabaha karşı balıkçı motorlarının is kokusuydu, kimi zaman da yağmur altında eski Açık Tribün'de üşüyen bir çocuğun, babasının elini daha sıkı tutmasıydı.

Onun için Divan Kurulu toplantıları sadece yönetimlerin hesap verdiği salonlar değildir. Orası, siyah-beyaz hafızanın kendi vicdanıyla konuştuğu odadır.
Geçen cumartesi ekrana düşen görüntülerde ise rakamlardan çok sesler vardı.

Sitemler...

Kırgınlıklar...

İnce serzenişler...

Başkan, taraftar gruplarına dönüp konuştu. Denetleme heyetine dönüp konuştu. Belki de aslında salondakilerden çok görünmeyen milyonlara seslenmeye çalıştı.
Fakat Boğaz'ın tuhaf bir huyu vardır.

Sesinizi büyütür.

Ama sözünüzü değil.

Çünkü İstanbul, kelimelerin değil, samimiyetin yankısını sever.

Sonra yine milyonlar konuşuldu.

Dikilitaş...

Projeler...

Sponsorluklar...

Gelirler...

Borçlar...

Yöneticilerin vaktiyle kulübe verdikleri paraların geri alınması...

Şirket hukukunun soğuk yüzüyle bakınca bunda şaşılacak hiçbir taraf yoktur. Alacak, alacaktır. Defter bunu yazar.

Ama Beşiktaş'ın tarihi hiçbir zaman muhasebe bürolarında tutulmadı.

Onun bilançosu, Dolmabahçe çimlerinde düşüp tekrar ayağa kalkan futbolcuların dizlerinde yazıldı.

Tribünlerde cebindeki son parayla kombine alan emekçinin avucunda yazıldı.

Karanlık günlerde bile formasını çıkarmayan çocukların gözlerinde yazıldı.

Onun için taraftar, kasaya giren paradan önce kasadan çıkan ruhu merak eder.

Çünkü bazen kulüpler para kaybetmez...

Renklerini kaybetmez...

Armasını da kaybetmez...

Ama sesini kaybeder.

İnsan, en çok da o sessizlikten korkar.

Dikilitaş bugün bir arsa meselesi gibi anlatılıyor.

Oysa İstanbul'da hiçbir taş yalnızca taş değildir.

Bu şehrin taşlarında imparatorlukların ayak izi vardır.

Bu şehrin yokuşlarında kaybedilmiş aşklar vardır.

Bu şehrin rüzgârında bin yıllık vedalar dolaşır.

Dikilitaş da Beşiktaş için yalnızca betonun değil, güvenin sınavıdır.

Çünkü beton yükselir.

Güven ise inşa edilir.

Ve güvenin müteahhidi yoktur.

Başkanın tribünlere serzenişi de bu yüzden insanın içinde uzun süre kalıyor.

Beşiktaş tribünü, mikrofon açıldığında konuşan değil; takım düştüğünde omuz veren insanların evidir.

Orada sloganlardan önce sadakat doğmuştur.

Çarşı'nın duvarlara yazdığı cümlelerden önce, Dolmabahçe'nin rüzgârı insanlara "vefa" kelimesini ezberletmiştir.

Tribünle yönetim arasındaki mesafe, bazen iki cümle değildir.

Bazen iki ayrı dünyadır.

Denetleme heyetine söylenen sözler de bu ülkenin futbol fotoğrafını değiştirmedi.

Biz yıllardır hesap sorulmasını kişisel algılıyor, hesap vermeyi ise mecburiyet sayıyoruz.

Oysa büyük kulüpler büyük başkanlarla değil, büyük kurumlarla yaşar.

Başkanlar gelir.

Başkanlar gider.

Teknik adamlar değişir.

Santrforlar unutulur.

Şampiyonluk kupaları bile zamanla vitrinin tozuna karışır.

Ama kurum kalır.

Hafıza kalır.

Ahlâk kalır.

İşte Beşiktaş'ın bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey de yeni bir transfer değil, eski bir karakterdir.

Belki de bu yüzden Divan Kurulu'ndan geriye ne konuşulan rakamlar kaldı ne de alkışlar...

İnsan sadece Dolmabahçe'yi düşündü.

Akşamüstü denizin üzerine çöken o ince laciverti...

İskeleye yanaşan vapurların düdüğünü...

Stat ışıkları yanmadan hemen önce Boğaz'ın üzerine düşen o sessizliği...

Çünkü Beşiktaş biraz da o sessizliğin adıdır.

Ve bazı sessizlikler, binlerce kelimeden daha ağırdır.

Dolmabahçe'nin rüzgârı, yüz yılı aşkın zamandır nice başkan gördü.

Nice idareci...

Nice vaat...

Nice kurtuluş reçetesi...

Hepsi geçti.

Rüzgâr kaldı.

Forma kaldı.

Arma kaldı.

Belki de Beşiktaş'ın kurtuluşu, yeni projelerde değil; Boğaz'ın her akşam usulca hatırlattığı o eski hakikattedir:

Bir kulüp, kasasındaki parayla değil...

Kalbindeki güvenle ayakta durur.

Mehmet Eyüp Yardımcı Duhuliye.com

{ "vars": { "account": "GTM-T3XXFJ6" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }