☰
✕
Futbol

FUTBOL VE GELECEĞİMİZ

Duhuliye.com yazarı Mehmet Eyüp Yardımcı'nın kaleme aldığı köşe yazısı.

Futbolun üzerine çöken başka bir sis vardı.  

MHK, TFF, bahis iddiaları, hakem tartışmaları, kurullar, soruşturmalar…  

Bir bakıma milli ayıbın üzerini örten daha büyük bir futbol ayıbıyla karşı karşıya kaldık.  

Şimdi milli takım ikinci planda.  

Montella istifa eder mi?  

A klasmanından yeniden, hak ettiğimize inandığımız B klasmanına otomatik dönüş mü yaparız?  

Bunlar artık futbolseverin gündeminde ilk sırada değil.  

Şimdi başka bir soruyu tartışıyoruz:  

Süper Lig ertelensin mi?

Peki ertelemek çözüm müdür?Bir futbol takvimini birkaç hafta ileriye atarak futbolumuzun yıllardır biriktirdiği sorunları da ileriye atmış mı olacağız?  

Hayır.  

Çünkü bizim asıl problemimiz takvim değil.  

Sistem.

Biz neden futbolumuzu daha sistematik, daha şeffaf, daha denetlenebilir bir yapıya taşıyamıyoruz?  

Neden her krizden sonra yeni bir kriz üretiyoruz?  

Neden futbolumuzun hanesine sürekli eksi yazıyoruz?

Ve en önemlisi…  

Neden liyakat sahibi insanlar futbolun kurumlarında yeterince söz sahibi olamıyor?

Türk futbolunun hikâyesi aslında yeni değildir.

19. yüzyılın sonlarında, Osmanlı İstanbul’unda yabancıların ve azınlıkların ayak bastığı sahalarda başladı futbolun hikâyesi.

Cumhuriyet ile birlikte kurumsallaşmaya başladı.  

1923'te Türkiye Futbol Federasyonu kuruldu. Aynı yıl Romanya ile oynanan ilk resmi milli maçımız 2-2 sona erdi.

1959’da Türkiye Profesyonel 1. Ligi başladı.  

Yani futbolun bu ülkede bir asrı aşan bir hikâyesi var.  

Fakat bir hikâyenin uzun olması, iyi yazıldığı anlamına gelmiyor.

Biz zaman zaman futbolun kitabını yeniden yazmak yerine, eski sayfaların üzerine yeni isimler yazmayı tercih ettik.  

1980’lerin sonları ve özellikle 1990’lardan itibaren futbolda başka bir anlayış güç kazandı:  

Kazanmak için her yol mübahtır.

İşte kırılma noktası biraz da burasıydı.  

Şampiyonluk yarışlarında çantalarla taşınan paralar…

Futbolcuların kaçırıldığı dönemler…

Rakibin oyuncusuna araba hediye edildiği iddiaları…  

Yöneticilerin birbirini suçladığı, tribünlerin birbirine düşman edildiği, hakemin maçtan önce manşet olduğu yıllar…  

Futbol, futbol olmaktan uzaklaştıkça biz de onun kültürünü kaybettik.  

Çünkü futbol yalnızca 105 metreye 68 metrelik bir çim değildir.


Futbol, bir ülkenin adalet duygusunun da aynasıdır.  

Hakemin düdüğüne güvenilmeyen yerde hakeme değil, sisteme bakmak gerekir.  

Kulüp yöneticisinin sözünün yönetmelikten daha güçlü olduğu yerde yöneticiyi değil, sistemi sorgulamak gerekir.  

Bir insanın makamı liyakatinden önce geliyorsa, orada futbol yönetimi değil, makam yönetimi vardır.  

Futbolun geleceği, bu ülkenin kayıp zenginliğidir.

Biz bu kayıp zenginliğin içinde yalnızca iyi futbolcuları, iyi hakemleri ve iyi yöneticileri kaybetmedik.  

Futbolun hafızasını da kaybettik.  

Futbolun dilini de…  

Futbolun edebiyatını da…

Futbolun vicdanını da…  

Bir zamanlar futbolu anlatan insanlar, yalnızca “iyi oynadı”, “kötü oynadı” demezdi.

Bir maçtan memleket çıkarırlardı.  

Bir futbolcudan insan hikâyesi…  

Bir tribünden toplum…  

Bir yenilgiden ahlak…

Bir galibiyetten umut…  

Hakkı Yeten’in, İslam Çupi için kullandığı o muhteşem tanımlama boşuna değildi:  

“Futbolumuzun Balzac’ı.”

Çünkü İslam Çupi futbolu anlatırken yalnızca futbolu anlatmıyordu.  

İnsanı anlatıyordu.  

İstanbul'u anlatıyordu.

Sokağı, tribünü, yöneticiyi, futbolcuyu, hakemi anlatıyordu.  

Futbolun ruhunu yazıya dönüştürüyordu.

Bugün ise futbol medyasının önemli bir bölümünde başka bir tabloyla karşı karşıyayız.  

Türkçeyi doğru dürüst kullanamayan, futbolun tarihini bilmeyen, birkaç klişe cümleyi tekrarlayarak kendisini “yorumcu” ve “yazar” olarak tanımlayan bir anlayış giderek çoğalıyor.

Sorun onların konuşması değil.

Sorun, futbolun hafızasının susması.

Çünkü futbolun hafızası sustuğunda, futbolun kültürü de susar.  

Ve kültürün olmadığı yerde geriye yalnızca skor kalır.  

Skorun olduğu yerde de kazanmak için her yol yeniden mubah hale gelir.  

Bugün tartışmamız gereken asıl mesele Süper Lig'in ertelenip ertelenmemesi değildir.

Elbette hukuk, soruşturma ve güvenlik gerektiriyorsa gerekli tedbirler alınmalıdır.

Ama takvimi değiştirmek başka, sistemi değiştirmek başkadır.  

Bizim ihtiyacımız olan şey yeni bir erteleme değil;  

yeni bir futbol aklıdır.

Hakem atamalarının şeffaf olduğu…  

MHK'nın bağımsız ve hesap verebilir olduğu…

TFF'nin kararlarının sorgulanabilir olduğu…

Kulüplerin mali disipline sahip olduğu…

Bahis ve etik sorunlarının üzerinin örtülmediği…  

Yöneticilerin liyakatle seçildiği…  

Futbol medyasının bilgiyle konuştuğu…  

Ve en önemlisi, futbolun yeniden güven üzerine kurulacağı bir düzen.  

Çünkü futbolun geleceği, yalnızca yeni stadyumlarda, yeni yayın anlaşmalarında, pahalı transferlerde değildir.

Futbolun geleceği, güven duygusundadır.

Bir ülkenin futbolu, o ülkenin geleceğine dair küçük bir provadır.

Bugün hakeme güvenemiyorsak yarın sisteme güvenemeyiz.  

Bugün liyakati aramıyorsak yarın başarıyı aramamızın anlamı yoktur.  

Bugün yanlışın üzerini örtüyorsak yarın doğrunun yanında durduğumuzu kimseye anlatamayız.  

Futbol bize yalnızca kimin şampiyon olduğunu söylemez.  

Bazen bir ülkenin ne kadar adil, ne kadar şeffaf ve ne kadar kurumsal olduğunu da gösterir.  

Bu yüzden mesele Montella değildir.  

Mesele tek bir hakem değildir.  

Mesele tek bir MHK değildir.  

Mesele tek bir TFF yönetimi de değildir.  

Mesele futbolun nasıl bir gelecek istediğidir.

Çünkü futbol, geçmişte kaybettiklerimizin nostaljisi değil; gelecekte kurabileceklerimizin provasına dönüşmedikçe, her milli arada aynı soruları sormaya devam edeceğiz.  

Ve her defasında aynı cevabı bulacağız:  

Biz futbolu kurtarmaya çalışırken, futbolun geleceğini kaybediyoruz.

Mehmet Eyüp Yardımcı

Duhuliye.com

 

{ "vars": { "account": "GTM-T3XXFJ6" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }