“Yok, yeni takımız”, “Yok, transfere ihtiyaç var”, “Rakipler daha oturmuş” falan… Geçeceğiz bunları!
Beşiktaş 124 yıllık camiadır ve “Bu sene idare edelim” anlayışıyla iş yapmaz. Başlar, götürür, şampiyon olur.
Dün akşam bu takım şampiyonluk yoluna çıktı. Güldük, eğlendik; artık havaya girme zamanı!
Bakın, yenildiğimiz maçtan sonra yazıyorum bunları. İliğimizden kemiğimize kadar bu duyguyla devam edeceğiz. Hem oyun hem de kadro kalitesi olarak bu ligin en iyisiyiz.
Topçusundan malzemecisine, doktorundan hocasına, sportif direktöründen başkanına kadar herkes şampiyonluk gömleğini giyecek. Başarı kimseye altın tepside sunulmuyor; hele de bu ülkede Beşiktaş’a hiç sunulmuyor.
Bakın, şerefsizlik yine sahnede! Kırmızı kart, penaltı yine güme gitti. Hem de bu tekme tokat oynanan maçta iki penaltı, belki iki kırmızı kart bile çıkmalıydı.
Ancak dün hoca da söyledi: İlk önce saha içinde kalalım.
Dünkü mağlubiyetin Alanya’dakinden farkı var. Orada takım ikinci yarıda çökmüş, adeta “Biz gol atamayacağız” demişti. Ama dün öyle olmadı. Rashica biraz daha iyi vursa maç beraberlikle bitebilirdi.
“Topçular havaya girecek” derken caka satmaktan söz etmiyorum. Ayağı yere sağlam basan, verdiği pası sert ve kendinden emin veren adamların havasından söz ediyorum. Yoksa bu sistem, ilk yarıdaki gibi “çıt kırıldım matmazelleri” yaşatmaz!
Ayrıca “Yenilgi bazen iyidir, bağları güçlendirir ve takımdaşlığı artırır” derler. Tabii işin diğer tarafı da bana göre az riskli değil. Aman dikkat, futbolcular arasında duygusal bir kopma yaşanmasın.
Teknik heyet de uyanık olacak. Bu ülkenin sınırları içinde prensipler her zaman işlemiyor. Bazen de bırakın ileri vursunlar be hocam! Dünkü karşılaşma tam uzun oynayıp ikinci topları toplama maçıydı. Topu rakibe versen, geride beklesen zaten ayaklarındaki nesneyi kıracaklardı.
Neyse, gördüğümüzü yazdık. Yoksa hocama akıl vermek benim haddime değil. Yine de keşke biraz daha fazla B ve C planımız olsa…
Salih ve Nübel için rezalet bir akşamdı. Geçmiş olsun kendilerine… Rıdvan, Djalo ve Olaitan için de iyi şeyler söyleyemem. Murillo ise ne suya ne sabuna dokundu.
Ama benim için asıl korku filmi Poku’ydu.
Diğer bütün isimlerin iyisini biliyoruz; dün kötülerini seyrettik. Poku’da ne seyrettik, vallahi de billahi de anlamadım!
Tipi, koşu stili ve forma numarası zaten Lens’i andırıyordu. Bu vurdumduymazlık, zorla forma verilerek sahaya atılmış görüntüsü ve topu patlatma çabaları; etkisinden daha yeni çıkabildiğim o filmin yeniden çekildiğini düşündürdü.
Allah korusun, aynı travmayı bir daha yaşamayalım!
Bu oyuncunun çaresine hoca bakmalı. Olmuyorsa yönetim hemen aksiyon almalı. Daha doğrusu, kamuoyuna net olarak açıklanmayan belirli bir maç oynama şartı varsa o sayıya ulaşmasına izin verilmemeli.
Benim ilk görüşüm bu. İnşallah ama inşallah çok büyük yanılırım.
Son olarak başkanın dün yaptığı saçma açıklamaları eleştirerek yazımı bitireyim.
Hakaret etmek için yazmadım, öyle anlaşılmasın. Ancak yalnızca laf etmiş olmak için açıklama yapmak bana saçma geliyor. Kimse kusura bakmasın.
Hangi makamın ne konuşacağını ve hangi sorumlulukları taşıdığını herkes idrak edecek. Ligde iki kez maç kaybetmişsin, ikisinde de kritik hakem hataları var. Bana göre orta hakemler ve VAR hakemleri üzerinde bir yönlendirme olduğu görüntüsü oluşmuş.
Çıkıp “Benim hakkım yeniyor. Bu rezilliktir, şerefsizliktir, ahlaksızlıktır” diyeceğine, “Bizim gibi bütün kulüpler şikâyetçi” şeklinde gayet sıradan ve ortada bir açıklamayla güya camianın hakkını savunuyorsun.
Bütün kulüplerin futbolcuları mı sahada yumruklanıyor? Bütün kulüplerin penaltıları ve rakiplerinin görmesi gereken kırmızı kartlar mı verilmiyor? Bütün kulüplerin futbolcularına hakemler tarafından bu şekilde mi davranılıyor?
Ne demek “Bütün kulüpler”?
Galatasaray, çok fazla; Fenerbahçe ise ondan daha az olmakla birlikte bu ülke futbolunda kollanmıyor mu?
Takılmışız bir MHK başkanına: Gitsin de gitsin… Ferhat gitse ne olacak, Ali gelse ne olacak? Camia olarak bugüne kadar hangi MHK başkanından memnun kaldın?
Ya organize bir kötülük varsa ve sen bunu görmüyorsan başkan?
Bu anlayış hep vardı ancak pandemi dönemindeki şampiyonluktan bu yana adamlar tarikat gibi üzerimize çöktüler.
Böyle kenar süsü gibi kalacaksan, “Hain düşman, al sana bomba” tarzı açıklamalar yapıp tatmin olacaksan harcadığın bunca paraya, zamana ve emeğe yazık. Yaptığın bütün iyi işlere günah!
“Ben konuşamıyorum, sinirleniyorum, gerekli kelimeleri bulamıyorum” diyorsan bu görevi bir başkasına ver. Çıksın, takır takır konuşsun; sen de arkasında dur.
Benim soframdan, önümdeki yemeği alıp başkalarının önüne koyuyorlar ve bundan mutlu oluyorlar.
Yazık değil mi?
Ayıp değil mi?
Bülent Bilirgen / duhuliye.com
www.duhuliye.com
Sosyal medyada bizi takip etmeyi unutmayın!
twitter - instagram - youtube - tiktok - facebook
Duhuliye | Beşiktaş'ın Kalbi | © 2026