Duhuliye.com yazarı M. Eyüp Yardımcı'nın kaleme aldığı köşe yazısı...
Futbol bazen bir skor tabelasının daracık çerçevesine sığmayacak kadar büyük bir hikâyedir.
Almanya’da Beşiktaş, Hoffenheim’ı 3-2 yenerken yalnızca üç gol atmadı; bir eksikliğin nasıl fırsata, bir değişikliğin nasıl akla, bir savunmacının nasıl güvene ve bir santrforun nasıl gecenin hükümdarına dönüşebileceğini de anlattı.
Bu maçın sonunda tabelada Beşiktaş’ın üç golü vardı. Fakat futbolun daha dikkatli okurları, o üç golün arkasında üç ayrı hikâye bulacaktı: Miretti’nin aklı, Agbadou’nun gölgesi ve Oh’un bitiriciliği.
Çünkü bazı galibiyetler ayaklarla kazanılır; bazılarıysa ayakların arkasındaki düşünceyle.
Orkun’un Yokluğunda Miretti’nin Cümlesi
Orkun Kökçü’nün ikinci yarıya çıkamaması, Beşiktaş’ın orta sahasında yalnızca bir oyuncu değişikliği değildi. Aynı zamanda oyunun dilinde yapılması gereken bir değişiklikti. Orkun’un sahadan ayrılmasıyla birlikte Beşiktaş, merkezde yeni bir ritim bulmak zorundaydı.
İşte Fabio Miretti, o ritmin arayışına girdi.
Futbolda orta saha, topun dolaştığı yerden ibaret değildir. Orası, oyunun aklının yaşadığı, kararların alındığı, bir pasın bazen üç koşudan daha değerli olduğu yerdir. Miretti’nin varlığı, Beşiktaş’ın merkezde yeni bir bağlantı kurmasına ve hücum düşüncesini canlı tutmasına yardımcı oldu.
Elbette bir oyuncunun değerini yalnızca takımının kazandığı maçla ölçmek kolaycılıktır. Miretti’nin asıl önemi, Orkun’un yerini aynı biçimde doldurmak zorunda olmamasındaydı.
Çünkü her futbolcunun oyuna bıraktığı imza farklıdır. Kimi topu ayağında tutarak zamanı yönetir, kimi topu doğru yere bırakarak zamanın önüne geçer.
Miretti’nin bu gecedeki hikâyesi, bir eksikliği kopyalayarak değil, başka bir çözüm üreterek karşılamanın hikâyesiydi.
Beşiktaş’ın Avrupa’da ihtiyacı olan da tam olarak budur: Bir oyuncunun yokluğunda yalnızca onun dönüşünü beklemeyen, oyunun içinde yeni kapılar açabilen bir takım olmak.
Agbadou: Savunmanın Sessiz İmzası
Bir savunmacıyı anlatmak için her zaman topu çizgiden çıkardığı bir anı beklemek gerekmez. Bazen asıl hikâye, rakibin cesaretini kıran bir duruşta, ceza sahasının önünde tutulan bir mesafede ya da takım arkadaşına verilen güven duygusunda saklıdır.
Emmanuel Agbadou, Hoffenheim deplasmanında Beşiktaş savunmasının bu ağır ve ciddi tarafını temsil etti.
Savunma, futbolun en az alkış alan sanatlarından biridir. Bir golcü topu ağlara gönderdiğinde tribün ayağa kalkar; bir savunmacı tehlikeyi daha doğmadan önlediğinde ise çoğu zaman kimse neyin yaşanmadığını fark etmez.
Oysa futbol, gerçekleşenler kadar gerçekleşmesine izin verilmeyen ihtimallerden de oluşur.
Agbadou’nun görevi, Hoffenheim’ın hücum iştahı karşısında Beşiktaş’ın merkezini sağlam tutmaktı. Rakibin iki gol bulmuş olması, savunmanın kusursuz bir gece geçirmediğini açıkça gösteriyor. Ancak bir savunmacının performansını yalnızca takımının yediği gol sayısına indirgemek de doğru değildir.
Önemli olan, savunmanın hangi anlarda ayakta kaldığı, takımın hücum ederken arkasında nasıl bir güven bıraktığı ve baskı altında ne ölçüde direnç gösterebildiğidir.
Agbadou’nun bu karşılaşmadaki değeri, Beşiktaş’ın yalnızca gol atarak değil, mücadele ederek de kazanması gerektiğini hatırlatmasındaydı.
Çünkü Avrupa’da büyük sonuçlar, yalnızca hücumcuların parlak geceleriyle değil, savunmacıların görünmeyen mesaisiyle de elde edilir.
Vlahovic’in Yokluğunda Oh’un Büyük Cevabı
Futbolda bazen bir eksiklik, bir oyuncunun adını daha da büyütür. Vlahovic’in kadroda bulunmaması, Beşiktaş’ın hücum planında önemli bir değişiklik anlamına geliyordu. Böyle gecelerde gözler, eksik olanın yerini kimin dolduracağına çevrilir.
Hyeon-gyu Oh ise bu soruya yalnızca cevap vermedi; sorunun kendisini de unutturdu.
Önce Murillo’nun 60. dakikada attığı golün hazırlayıcılarından biri olarak sahneye çıktı. Hoffenheim, Asllani ile eşitliği sağladığında Beşiktaş’ın yeniden bir hücum liderine ihtiyacı vardı.
Oh, 72. dakikada attığı golle takımını tekrar öne geçirdi. Yedi dakika sonra bir kez daha fileleri buldu ve skoru 3-1’e taşıdı.
İki gol. Bir asist. Bir deplasman. Bir Avrupa gecesi.
Rakamlar bazen gerçeği anlatır; ama bazen de gerçeğin yalnızca kapısını aralar.
Oh’un yaptığı, Vlahovic’in adını silmeye çalışmak değildi. Zaten futbol, başka birinin gölgesinde yaşamak zorunda kalınan bir meslek değildir.
Oh, kendisine verilen fırsatı kendi adıyla doldurdu. Fiziksel mücadele, doğru zamanda doğru yerde bulunma ve pozisyonu sonuçlandırma becerisiyle Beşiktaş’ın hücum hattına başka bir karakter kazandırdı.
Bir santrforun en büyük yeteneği, her topa dokunması değildir. Takımının ihtiyaç duyduğu anda, tek bir dokunuşla maçın kaderini değiştirebilmesidir.
Oh, Hoffenheim karşısında bunu yaptı.
Vlahovic’in yokluğu, Beşiktaş için bir soru işaretiydi. Oh’un performansıysa o soru işaretinin üzerine çekilen güçlü bir çizgi oldu.
Bu, bir oyuncunun diğerinden daha iyi olduğuna dair kesin bir hüküm değil; bir futbolcunun kendisine düşen görevi, en yüksek sorumluluk anında yerine getirmesiydi.
Ve Avrupa futbolunda bazen en büyük itibar, başkasının yerini doldurmakla değil, kendi yerini doldurulamaz kılmakla kazanılır.
Üç Golün Ardındaki Beşiktaş
Hoffenheim’ın son bölümde farkı bire indirmesi, Beşiktaş’ın hâlâ üzerinde çalışması gereken alanları gösterdi. Üç gol atmak büyük bir hücum başarısıdır; fakat iki gol yemek, maçın son dakikalarında huzurun neden kolay bulunmadığını da anlatır.
Yine de bu galibiyetin kıymetini küçültmemek gerekir. Beşiktaş, Avrupa Ligi’nin ikinci haftasında deplasmanda kazandı ve puanını altıya yükseltti.
Üstelik bunu Orkun’un ikinci yarıya devam edemediği, hücum planının Vlahovic’in yokluğunda yeniden şekillendiği bir gecede başardı.
Miretti, oyunun aklına yeni bir ses verdi. Agbadou, savunmanın sorumluluğunu taşıdı. Oh ise gecenin en parlak cümlesini iki kez yazdı.
Futbolun güzelliği de burada yatıyor: Aynı formayı giyen oyuncular, aynı hedefe farklı yollardan ulaşırlar. Biri düşünür, biri direnç gösterir, diğeri bitirir. Takım dediğimiz şey, bütün bu farklılıkların aynı sonuca inanmasıdır.
Beşiktaş, Almanya’dan üç puanla döndü. Fakat asıl kazancı, bir maçın ötesinde saklıydı.
Siyah-beyazlılar, eksiklerin karşısında yeni çözümler üretebildiklerini ve Avrupa gecelerinin ağırlığını taşıyabilecek oyunculara sahip olduklarını gösterdi.
Şimdi önlerinde yeni bir sınav var. Crystal Palace karşılaşması, bu galibiyetin bir gecelik parıltı mı yoksa daha uzun bir yürüyüşün başlangıcı mı olduğunu gösterecek.
Çünkü Avrupa, bir kez kazananı alkışlar; her hafta yeniden kazanmayı bilenleri ise hatırlar.
O gece Almanya’da Kartal üç gol attı. Ama Beşiktaş’ın asıl hikâyesi, bir oyuncunun yokluğunda aklını, bir savunmacının omuzlarında direncini, bir santrforun ayaklarında ise geleceğe dair umudunu bulmasıydı.
M. Eyüp Yardımcı / duhuliye.com
www.duhuliye.com
Sosyal medyada bizi takip etmeyi unutmayın!
twitter - instagram - youtube - tiktok - facebook
Duhuliye | Beşiktaş'ın Kalbi | © 2026
YORUMLAR (3)
Hep yazıyorum Miretti kalırsa ki umarım kalır onu İtalya milli takımına yollayacağız.
Miretti harikasın oynadıkça daha da iyi olacak
Bu arada Vaclav Cerny'nin Hoffenheim deplasmanında olmadığını herkes unutuyor. Bu adam geçen sezon Beşiktaş'ta ne işi var denen adamdı. Şimdi 4 gol 2 asistle oynuyor ve Beşiktaş'ın Vlahovic ve Orkun'la beraber en önemli gol silahı. Ne Cerny ne de Vlahovic maç kadrosunda yoktu ve Orkun da ikinci 45 'te yoktu. Murillo gibi bir sağ bekin hücuma katkısını nasıl unutabiliriz, Olaitan gibi bir dinamoyu, bir ara pası ustasını nasıl unutabiliriz? Beşiktaş'ın takım olarak mücadelesini ve bir aile olmasını nasıl unutabiliriz? Nazar değmesin diye daha fazla yazmayacağım.