02.11.2026 - 14:33

Takip Et:

KARTALIN KANATLARI KULÜBEDE KIRILIRSA…

Duhuliye.com yazarı M. Eyüp Yardımcı'nın kaleme aldığı köşe yazısı...

İki puanın hesabı, bir sezonun hikâyesine dönüşmesin!

Futbolda bazı maçlar vardır; tabelada yazan skor, sahada yaşananların yalnızca küçük bir bölümünü anlatır. Geride kalan doksan dakika, kazanılan bir puandan çok daha fazlasını, kaybedilen iki puandan ise çok daha derin bir hikâyeyi içinde taşır.

Beşiktaş'ın Kasımpaşa deplasmanında yaşadığı tam da böyle bir hikâyeydi.
İki farklı üstünlük… Kazanmaya yaklaşmış bir takım… Ardından bozulan oyun dengesi, kaybolan orta saha hâkimiyeti ve son bölümde gelen gol. Siyah-beyazlılar İstanbul'un bir başka yakasında iki puan bırakırken, geride yalnızca bir beraberlik değil, cevaplanması gereken sorularla dolu bir doksan dakika bıraktı.

Maçın ardından tartışmalar Vincenzo Italiano'nun oyuncu değişikliklerine, Trossard'ın neden kenara alındığına, orta sahanın direncini kaybettiği bölümde neden hücum ağırlıklı tercihler yapıldığına ve skor avantajının neden korunamadığına odaklandı.

Haklı sorular…

Çünkü futbol, yalnızca hücum etmek değildir. Bazen bir gol atmak kadar rakibin gol atmasını önlemek, bazen ileriye koşmak kadar doğru yerde durmak, bazen de yeni bir hamle yapmak kadar mevcut düzeni bozmamak önemlidir.

İki farklı öne geçtiğiniz bir maçta rakibin dönüşüne engel olamıyorsanız, oyun yönetiminizi sorgulamak zorundasınız.

Ancak Beşiktaş'ın meselesini yalnızca bir teknik direktörün yanlış hamlelerine bağlamak, hastalığın belirtilerini sayıp asıl sebebini görmezden gelmeye benzer.

Çünkü Kasımpaşa'da ortaya çıkan sorun, tek bir gecenin ve tek bir teknik adamın ötesindedir.

Beşiktaş'ın deplasman fobisi sürüyor. Kadro derinliğinin sınırları belirginleşiyor. Yedek kulübesinin takıma ne kadar katkı sağlayabildiği ise artık ertelenemeyecek bir soruya dönüşüyor.

BİR MAÇ NASIL KAYBEDİLİR?

Bazen futbol bir golle kaybedilir, bazen yanlış bir kararla…

Bazen de bir takım, kazanmak üzere olduğu maçı nasıl koruyacağını bilemediği için puan kaybeder.

Kasımpaşa karşılaşmasında Beşiktaş'ın yaşadığı sorun, yalnızca kalesinde gördüğü goller değildi. Asıl sorun, skor avantajına rağmen oyunun kontrolünü elinde tutamamasıydı.

İki farklı öne geçen bir takımın önünde yeni bir maç başlar. Rakip daha fazla risk alır, savunmasında boşluklar bırakır ve oyunu dengelemek için ileri çıkar. Öndeki takımın görevi ise yalnızca kendi kalesini korumak değildir. Topu tutmak, rakibin temposunu düşürmek, orta sahadaki bağlantıları korumak ve doğru anlarda hücuma çıkmak zorundadır.

Beşiktaş bu dengeyi kuramadı.

Orta saha bağlantıları zayıfladıkça savunmanın üzerindeki baskı arttı. Rakip, Beşiktaş'ın bıraktığı alanlara daha rahat yerleşti. Siyah-beyazlılar oyunu yönetmek yerine oyunun kendilerine dayattığı koşullara cevap vermeye çalıştı.

İşte büyük takımlarla iyi takımlar arasındaki fark burada ortaya çıkar.

İyi takım öne geçer. Büyük takım, öne geçtiği maçın kalan bölümünü de yönetir.
Beşiktaş'ın Kasımpaşa'da yapamadığı, ikinci yarıyı doğru yönetmekti.

Italiano'nun tercihleri bu nedenle eleştirilmeyi hak ediyor. Trossard'ın oyundan alınması, orta sahadaki direncin zayıfladığı bölümde hücum hattının kalabalıklaştırılması ve oyunun ihtiyacına uygun alternatiflerin yeterince değerlendirilememesi, teknik heyetin üzerinde düşünmesi gereken başlıklar.

Ancak bütün sorumluluğu saha kenarındaki isme yükleyerek Beşiktaş'ın sorunlarını çözemeyiz.

Çünkü bir takımın gerçek gücü, yalnızca ilk on birinin ne yapabildiğiyle değil, işler tersine döndüğünde ne kadar direnebildiğiyle ölçülür.

DEPLASMANDA BIRAKILAN PUANLAR, SADECE PUAN DEĞİLDİR

Beşiktaş'ın deplasman maçlarında yaşadığı sorun artık bir tesadüf olarak görülemez.
Rakip sahada skor avantajını koruyamamak, oyunun belirli bölümlerinde kontrolü kaybetmek ve baskı karşısında kendi oyun kimliğinden uzaklaşmak, siyah-beyazlıların çözmesi gereken meselelerin başında geliyor.

Büyük takım olmak, yalnızca kendi stadında taraftarının sesiyle büyümek değildir. Büyük takım olmak, rakibin sahasında da kendi kimliğini koruyabilmektir.

Tribünlerin coşkusu elbette önemlidir. Ancak büyük takımların karakteri, işler yolunda giderken değil, işler bozulduğunda ortaya çıkar.

Beşiktaş'ın deplasmanda ihtiyacı olan şey de budur: Skor ne olursa olsun oyundan kopmayan, rakibin baskısına teslim olmayan ve maçın son bölümünde ne yapacağını bilen bir takım.
Kasımpaşa karşısında iki farklı üstünlüğün korunamaması, bu açıdan önemli bir uyarı niteliğinde.

Üstelik ligin henüz ilk bölümlerinde yaşanan puan kayıplarını küçümsemek, sezon sonundaki hesabı bugünden görmezden gelmektir.

Şampiyonluk yarışında da Avrupa kupalarına katılım mücadelesinde de sezon sonunda yalnızca büyük maçların sonuçlarına bakılmaz. Bazen bir deplasmanda korunamayan iki puan, mayıs ayında bütün bir sezonun muhasebesine dönüşür.

Beşiktaş'ın bugün yapması gereken, bu kaybı büyütüp bir krize dönüştürmek değil; aynı hatanın tekrarını önleyecek çözümleri üretmektir.

ORKUN VE MIRETTI YOKSA ÇARK NEDEN DURUYOR?

Futbolun en acımasız gerçeklerinden biri şudur: Sakatlıklar gelir geçer, ama kadro planlamasındaki eksikler her hafta yeniden karşınıza çıkar.

Orkun Kökçü ve Miretti'nin yokluğu, Beşiktaş'ın orta sahasındaki oyun akışını etkiliyor. Bu iki futbolcunun eksikliği, yalnızca iki formanın boş kalması demek değil. Takımın pas bağlantılarının, oyun kurma becerisinin ve hücumla savunma arasındaki ilişkinin de zarar görmesi anlamına geliyor.

Bir takımın oyun aklı iki oyuncunun sakatlığıyla bu kadar sarsılıyorsa, kadronun alternatifleri üzerine düşünmek gerekir.

Ndidi ve Salih Özcan gibi oyuncuların varlığı, orta sahadaki bütün ihtiyaçların karşılandığı anlamına gelmez. Futbolcu profilleri, takımın oyun planı içindeki görevleri ve birbirlerini tamamlama becerileri en az isimleri kadar önemlidir.

Beşiktaş'ın zaman zaman topu rakibe bırakmak zorunda kalması, orta saha bağlantısını kaybetmesi ve savunma önünde daha fazla baskı hissetmesi, bu eksikliğin sonuçları arasında değerlendirilebilir.

Böyle dönemlerde teknik direktörün taktik esnekliği öne çıkar.

Trossard'ın daha merkezî bir rolde kullanılması, farklı bir oyun bağlantısı kurulması ya da orta saha oyuncularının görev dağılımının yeniden düzenlenmesi gibi seçenekler masada tutulmalıdır.

Ancak hiçbir taktik hamle, yetersiz kadro derinliğinin bütün yükünü tek başına taşıyamaz.
Beşiktaş'ın Avrupa'da ilerlemek ve ligde üst sıraları zorlamak gibi iki önemli hedefi varsa, yalnızca en iyi on birini değil, bu on birin alternatiflerini de düşünmesi gerekir.

Çünkü futbol, ideal şartlarda oynanan bir oyun değildir.

Bazen sakatlık gelir, bazen cezalı oyuncu çıkar, bazen üç günde bir maça çıkarsınız. Büyük takım olmanın gereği, bütün bu koşullara rağmen rekabet gücünü koruyabilmektir.

AVRUPA'YA GİDEN YOL, LİGİ UNUTARAK AÇILMAZ

Beşiktaş'ın önünde şimdi Celtic deplasmanı var.

UEFA Avrupa Ligi'nde ilk sekiz hedefi açısından bu karşılaşma büyük önem taşıyor. Avrupa'da alınacak bir galibiyet, siyah-beyazlıların hedeflerine yaklaşması bakımından değerli bir fırsat.
Bu nedenle teknik heyetin önceliklerini Avrupa karşılaşmasına göre belirlemesi anlaşılabilir.

Yoğun fikstür, sakatlıklar ve fiziksel yorgunluk, her maçın kendi şartları içinde değerlendirilmesini zorunlu kılıyor.

Ancak Avrupa'da ilerleme hedefi, Süper Lig'deki sorumlulukları ortadan kaldırmaz.
Beşiktaş, Avrupa'da başarılı olmak isterken ligdeki yarıştan uzaklaşmamalı. Çünkü sezon sonunda yeniden Avrupa kupalarına katılabilmek için ligde elde edilecek sıralama da büyük önem taşıyor.

Bir kulvarda başarıya ulaşmak için diğer kulvarda vazgeçişe mahkûm değilsiniz. Doğru kadro planlaması, doğru rotasyon ve doğru oyun yönetimiyle iki hedefi birden canlı tutmak zorundasınız.

İşte bu noktada teknik direktörün önündeki sınav daha da büyüyor.

Italiano, Celtic karşısında yalnızca doğru ilk on biri belirlemekle yetinmemeli. Maçın farklı bölümlerinde hangi oyuncuların oyuna nasıl etki edebileceğini de hesaplamalı.
Çünkü Avrupa maçları, yalnızca ilk on birlerin değil, kulübelerin de karşı karşıya geldiği mücadelelerdir.

Beşiktaş'ın Avrupa'daki geleceği, bir bakıma kulübesinin ne kadar güçlü olduğuna bağlı.

KULÜBEDE OTURMAK BİR ALIŞKANLIĞA DÖNÜŞÜRSE…

Bir takımın yedek kulübesi, futbolun görünmeyen cephesidir.
Taraftar çoğu zaman sahadaki on bir futbolcuyu görür. Teknik direktörün kararları, atılan goller ve kaçırılan fırsatlar konuşulur. Oysa doksan dakikanın kaderini bazen kenardan gelen bir oyuncunun tek pası, bir müdahalesi ya da doğru zamanda yaptığı bir koşu değiştirir.

Yedek kulübesi, ilk on birin yorgunluğunu taşıyan bir depo değildir. Maçın kaderine müdahale edebilecek ikinci bir takımdır.

Beşiktaş'ın mevcut kadrosunda bu ikinci takımın ne kadar güçlü olduğu artık ciddi biçimde tartışılmalı.

Kasımpaşa maçında sonradan oyuna giren futbolcuların beklenen katkıyı sağlayamaması, tek başına nihai bir hüküm vermek için yeterli olmayabilir. Fakat aynı oyuncular kendilerine verilen fırsatları tekrar tekrar değerlendiremiyorsa sorun artık yalnızca bir maçın performansına indirgenemez.

Forma rekabetinin olmadığı yerde rahatlık, rahatlığın yerleştiği yerde ise vasatlık başlar.
Bir futbolcu, ilk on birde oynamadığında yalnızca sırasını bekliyorsa; sahaya çıktığında da takımın kaderini değiştirmek için gerekli sorumluluğu almıyorsa orada rekabet düzeninin yeniden kurulması gerekir.

Beşiktaş'ın yedek kulübesinde oturmayı alışkanlık hâline getiren oyuncularla, sahaya çıkmayı bir fırsat olarak gören oyuncular arasındaki fark belirginleşmeli.

Forma, geçmişteki performansın hatırası olarak taşınmaz. Her hafta yeniden kazanılır.
Bu nedenle ara transfer döneminde yapılacak değerlendirme, yalnızca yeni oyuncuların kimler olacağıyla sınırlı kalmamalı. Mevcut kadroda kimlerin Beşiktaş'ın hedeflerine katkı sağlayabildiği, kimlerin artık yeni bir yol araması gerektiği de açıkça belirlenmeli.

Beşiktaş'ın Avrupa'da ilerlemek, Süper Lig'de üst sıraları zorlamak ve sezon sonunda Avrupa biletini yeniden cebine koymak gibi hedefleri varsa yedek kulübesini de bu hedeflerin seviyesine yükseltmek zorunda.

Çünkü ilk on biriniz sizi maça ortak eder; güçlü kulübeniz ise sizi sezonun sonuna taşır.

ARA TRANSFER: İSİM DEĞİL, İHTİYAÇ TRANSFERİ

Ara transfer dönemi, Beşiktaş için yalnızca birkaç futbolcunun kadroya katılacağı bir takvim aralığı olmamalı. Bu dönem, sezon başında görülen eksiklerin giderileceği ve takımın ikinci yarıdaki rekabet gücünün yeniden şekillendirileceği bir fırsat olarak değerlendirilmelidir.
Orta sahada oyunun yönünü değiştirebilen, baskı altında doğru kararlar veren, savunma ile hücum arasındaki bağlantıyı kurabilen futbolcular…

Skor avantajını koruyabilecek, savunma disiplinini sürdürebilecek ve oyunun sıkıştığı anlarda sorumluluk alabilecek alternatifler…

Hücumda yalnızca gol sayısıyla değil, oyun aklıyla da fark yaratabilecek oyuncular…
Beşiktaş'ın ihtiyacı, isimlerin büyüklüğünden önce bu özelliklerin doğru tespit edilmesidir.
Transfer piyasasında tanınmış bir futbolcuyu kadroya katmak, her zaman doğru transfer yapmak anlamına gelmez. Asıl başarı, takımın eksik parçasını bulup onu doğru yere yerleştirebilmektir.

Ancak bu işin bir de diğer yüzü var.

Yeni oyuncuların gelişi kadar, mevcut kadronun yenilenmesi de önem taşıyor. Beklentileri karşılayamayan, forma rekabetinin gerisinde kalan ve kendisine sunulan fırsatları değerlendiremeyen oyuncularla ilgili kararlar alınmadığı sürece kulübün kaynaklarını doğru kullanması da zorlaşır.

Beşiktaş'ın ihtiyacı, kalabalık bir kadro değil; birbirinin yerini doldurabilen, farklı oyun planlarını uygulayabilen ve rekabetten beslenen bir kadrodur.

Transfer döneminin gerçek başarısı, kaç futbolcunun geldiğiyle değil, takımın hangi sorunlarının çözüldüğüyle ölçülmelidir.

KARTALIN KANATLARI KULÜBEDE KIRILIRSA…

Beşiktaş'ın tarihine baktığımızda büyük oyuncular, unutulmaz zaferler ve siyah-beyazlı formanın taşıdığı güçlü bir aidiyet duygusu görürüz.

Ancak Beşiktaş'ı büyük yapan yalnızca geçmişte kazanılan kupalar değildir. Büyük olmanın sorumluluğunu her dönemde yeniden üstlenebilme iradesidir.

Bir kulüp, geçmişinin hatıralarıyla yaşayabilir ama geleceğini yalnızca hatıralarıyla kuramaz.
Süleyman Seba döneminin temsil ettiği değerler de burada anlam kazanır: Kulübün büyüklüğünü yalnızca skorla değil, yönetim anlayışıyla, sorumluluk duygusuyla ve uzun vadeli düşünme becerisiyle ölçmek…

Bugünün futbolunda romantizmin tek başına yeterli olmadığı açık. Ekonomik güç, doğru transfer politikası, profesyonel yapılanma ve rekabetçi kadrolar olmadan Avrupa hedeflerinden söz etmek kolay, o hedeflere ulaşmak zordur.

Beşiktaş'ın da artık günü kurtaran kararlarla değil, sezonun tamamını düşünen bir anlayışla hareket etmesi gerekiyor.

Italiano, Kasımpaşa maçında yaptığı tercihlerin hesabını oyun üzerinden vermeli. Futbolcular, skor avantajını korumanın sorumluluğunu taşımalı. Yönetim ise ara transfer döneminde yalnızca eksik mevkileri değil, kulübenin tamamını değerlendirmeli.

Çünkü Beşiktaş'ın sorunu yalnızca bir maçta iki puan kaybetmesi değil. Aynı sorunların farklı haftalarda yeniden ortaya çıkması ihtimali.

Celtic karşısında alınacak bir galibiyet Avrupa hedefini güçlendirebilir. Ligde kazanılacak maçlar puan tablosunu değiştirebilir. Ara transfer dönemindeki doğru hamleler takımın çehresini yenileyebilir.

Fakat bunların hiçbiri kendiliğinden gerçekleşmez.

Bir takımın büyüklüğü, düştüğü yerden kalkabilmesi kadar neden düştüğünü anlayabilmesiyle de ölçülür.

Beşiktaş'ın önünde hâlâ bir yol var. Ligin ilk bölümünde yaşanan puan kayıpları, sezonun bütün hikâyesinin yazıldığı anlamına gelmiyor. Ancak bugün çözülmeyen sorunlar, yarın daha ağır bir faturayla karşıya çıkabilir.

Kasımpaşa deplasmanında iki puan gitti.

Şimdi mesele, o iki puanın yasını tutmak değil; aynı hatanın bir daha yaşanmamasını sağlamak.

Çünkü Beşiktaş, yalnızca ilk on biriyle ayakta kalacak bir takım olamaz. Teknik direktörünün kararlarıyla, futbolcularının sorumluluğuyla, yönetiminin planlamasıyla ve yedek kulübesinin gücüyle bir bütün olmak zorunda.

Kartalın kanatları yalnızca sahada değil, kulübede de güçlü olmak zorunda.

Aksi hâlde Avrupa hayali tribünlerde büyür, lig hedefi haftalar içinde küçülür ve sezon sonunda herkes aynı soruyu sorar:

Bu kadar büyük bir hedef, neden bu kadar dar bir kadronun omuzlarına bırakıldı?

M. Eyüp Yardımcı / Fotospor
 

www.duhuliye.com
Sosyal medyada bizi takip etmeyi unutmayın!
twitter - instagram - youtube - tiktok - facebook
Duhuliye | Beşiktaş'ın Kalbi | © 2026 

YORUMLAR (6)

K
KARTALPENÇESİ
02.11.2026 - 14:54

ÇOK ACİL ÇALIM ATAN, SAĞ ÇİZGİYE İNEBİLEN, ORTA GÖRÜNÜMLÜ ASİSTİK PAS KESEBİLEN, ATLETİK, ŞUT ÇEKİP SKOR ÜRETEN BİR SAĞ KANAT ALINMALI. AYRICA BİR TANE 8-10 NUMARA OYNAYABİLEN TERCİHEN SOL AYAKLI ODEGARD, ARDA GÜLER TARZI, FRİKİK KULLANABİLEN, ŞUT ÇEKEBİLEN, SKOR ÜRETİEBİLEN, ASİST YAPAN BİR OYUNCU ALINMALI. OCAKTA MUTLAKA ALINMALI.

Yanıtla Beğenme (0)
h
halil
02.11.2026 - 14:53

trosard disindaki kanat oyuncularimiz vasat alti kimse kimseyi kandirmasin

Yanıtla Beğenme (0)
K
Kartall
02.11.2026 - 14:39

Cerny neden çıkar Murillo trosard neden çıkar Poku neden oynamaz İtaliano ligi düsünmüyor mu Tek hedefi gruplarda ilk 8 e kalmak ve bu yüzden ligi önemsemiyor...

Yanıtla Beğenme (1)
E
Eagle
02.11.2026 - 14:39

Başkanın bu tokat atma işi ile ilgili sesini çıkarması lazım bu olay artık başka bir boyuta geçti yüzyıllık Beşiktaş kulübünün futbolcusuna sahada kaç mactir tokat atılıyor başkandan ses yok ciddi bir tepki koymazsa korkarım sezon sonuna kadar tokat atilmayan maçımız olmayacak ne hakem ne var Beşiktaşlı futbolcu tokat yediğinde görmek istemiyor gerekirse takımı sahadan çekin bir tikat daha atılırsa işin suyu çıktı artık

Yanıtla Beğenme (0)
R
Rezalet
02.11.2026 - 14:35

Dün 2 dakika hakeme 7 sülalesine düz giden mantarı konuşmayacak mısınız?? karar ne olursa olsun bu ve benzer tedrisattan geçmiş abilerine serbest mi?? bunu gündem yapmayacak mısınız?? bu kadar kof bir camia mı olduk??

Yanıtla Beğenme (0)
Y
Yazık
02.11.2026 - 14:35

Kasımpaşa astın hırzısı standında rezaleti yaşadık dün gece , bu iş bitmiştir ! Geçmiş olsun

Yanıtla Beğenme (1)