Okan Buruk, Tedesco, Sergen Yalçın hangisine güvenirsiniz? Gürel Yurttaş'ın köşe yazısı...
Türk futbol tarihinin en başarılı kulüp başkanlarındandır Süleyman Seba.
Sadece futbol takımının sonuçları, şampiyonlukları, yaptırdığı tesislerle değil. Kişiliği ve rakip kulüplerle başkanlarına olan tavrı ile de. Başarılıdır ayrıca en sevilendir.
Taraflı, tarafsız, futbolu seven, sevmeyen, sporun yanından bile geçmeyen insanların saygı gösterdiği isimdir.
Konuya onunla ilgili örnekle başlayacağım.
Rahmetli Süleyman Seba'nın başkanlığı döneminde prenslerinden biri de benim de çok yakından tanıdığım müthiş adam Erhan Solu'ydu. Süleyman abinin ölümsüzlüğe göç etmesinden sonra Süleyman Seba Eski Dostlar Anılar kitabı için kendisiyle konuşmuştum. O yıllarda anlattıklarından bir bölümü alıyorum buraya; kendi ağzıyla:

"Süleyman abi Gordon Milne (teknik direktör) ile yüzyüze fazla konuşmazdı. Aslında öyle gözükürdü. Ama sık sık bizim evde Gordon'la buluşurdu, bunu yöneticiler bile bilmezdi.
Diyelim ki o gün yönetim kurulu toplantısı var. Toplantıdan sonra hepimiz kulüpten çıkar, giderdik. Bir saat sonra Süleyman abinin önceden belirlediği bir yere arabamla gider, onu beklerdim. Bu yer her defasında değişik bir yer olurdu. Sonra da onu alır o zamanlar Akatlar'da oturduğum eve götürürdüm. Peşinden de Gordon Milne gelirdi.
Süleyman abi evde kimse olsun istemezdi. Eşim Ayka'ya;
- Ayka bugün Süleyman abi gelecek, dediğimde o ne demek istediğimi anlardı.
Yiyecek bir şeyler hazırlar, ardından da biz gelmeden evden çıkardı. Ya bir arkadaşına giderdi, ya da alışveriş merkezine...
Gordon, o, ben hem bir şeyler yer içer, hem de sohbet ederdik.
Takımın, futbolcuların durumunu sorardı. Asla "Onu oynat, şunu neden oynatmıyorsun?" gibi şeyler söylemezdi. En fazla "Şundan yararlanamaz mısın, falanca çok mu formsuz?" derdi. Bir de transfer yaklaşırken "Bizim açıklarımız nerelerde, nerelere futbolcu istersin" gibi bir şeyler söylerdi işte, o kadar. (Buraya dikkat! Kimi istersin demiyor, nereye futbolcu istersin diyor)"
Süleyman abinin haklılığını da şöyle anlattı Erhan Solu. Bir futbolcu öneriyorlar, o zamanlar bugünkü teknoloji ve imkanlar yok. Futbolcunun kasetlerini yani görüntülerini getiriyorlar, izlettiriyorlar. Beğeniyorsun ya da beğenmiyorsun ona göre. Erhan Solu anlatıyor yine:
"Dediğim gibi... O zamanlar maddi imkanlar şimdiki gibi değildi. Zaten Türkiye'nin en iyi yerli futbolcuları bizdeydi. Her kulübün onlarda gözü vardı. En çok parayı onlara ödüyorduk. Geriye de doğru dürüst bir şey kalmıyordu. Kıt imkanlarla yabancı futbolcu arıyorduk.
Fulya'da kamp binasındaydık. Dediler ki: "Bir adam gelecek. Elinde maç kasetleri var. Bir futbolcu varmış. Adam müthiş bir santrformuş!"
Bir saat ya geçti, ya geçmedi. Bir adam gelni. Oturduk odaya videoda maç izliyoruz. Güney Afrika Ligi'nden bir maçtı.
Bize satmak istedikleri adama doktor diyorlarmış. Doktor Khumalo! Biz o adama dikkat kesildik. Odada o kasedi getiren menajerin dışında Süleyman abi ve Gordon var. Bir de ben...
Süleyman abi maçları izlerken birden;
- Siz, dedi; bırakın bu santrforu! Şu solda oynayan bir çocuk var. Kim bu?
O adam Fani Madida'ydı. Süleyman abi santrforu bıraktı, onu istedi.
Bir kaç gün sonra da Madida geldi. Bizde forma giydiği süre içinde de çok iyi oynadı. Takımla uyumu da müthişti. Fazla bir maliyeti de olmazı kulübe. Zaten yok ki para vereceksin!"
(O Madida 3 sezon kaldı Beşiktaş'ta. Çok başarılı oldu. Kupaların kazanılmasında önemli rol oynadı.)

Son zamanlarda özellikle Beşiktaş'ta yaşanıyor bu. Sergen Yalçın ısrarla transferleri kendisi yapmak istiyor. Kulüpteki scout ekibini beğenmedi, değiştiriyor. Ayrıca kendisi de söyledi; takımın düzelmesi için 3 transfer dönemi geçirmesi gerekiyormuş. Düşünün 3 transfer dönemi. Takımı baştan sona değiştirecek yani istediği futbolcuyu isim isim ekibiyle birlikte alacak, istediğini yollayacak!
Peki bu sağlıklı bir yöntem mi?
Aynısı diğer kulüplerde de yaşanmıyor mu? Bizim takımlarda iş başına gelen teknik direktörler transferde isim vererek istekte bulunuyor, aldırmak istiyor.
Peki yarın öbür gün gittiği zaman ne oluyor? Aldırdıkları elde kalıyor, bu kez yerine gelen yenilerini istiyor.
Bizde süreklilik yok. Sergen Yalçın önceki dönemde bir anda çekip gitmişti, takımın iki yakası bir araya gelmemişti. Bakmayın Okan Buruk'un bu kadar uzun kalmasına. Yarın öbür gün bir iki ters sonuç olsun o da tartışılacak, belki de bir gece yarısı yollar ayrılacak. Daha geçen sezon Avrupa'da başarılı olamadı diye ayrılması gündeme getirilmiyor muydu? Fenerbahçe'de Jose Mourinho'nun aldırdıkları ne oldu? Tedesco da şimdi iyi de bir kaç kötü sonuçta tartışılmayacak mı sanıyorsunuz!
Bir kulübün sistemi olmalı bence... Dünyada ve yurtta yetenek tarama ekipleri kurulmalı. Elin oğlu alacağı futbolcuyu 1 yıl takip ediyor. Sadece futbol sahasındaki yeteneklerini değil, özel hayatını da didik didik ediyor. Sergen Yalçın futbol oynarken Bayern Münih'e olan transferi nasıl direkten dönmüştü hatırlar mısınız? Bunu kendisi de anlatmıştı zaten; özel hayatı yüzünden.
Ayrıca yönetime bağlı bir transfer komitesi bulunmalı. Futboldan sorumlu bir yönetici değil, ekip kurulmalı. Ekipte kulüplerde yıllarca futbol oynamış, futboldan gelen isimler yer almalı. 6 aylık kiralık, 1 yıllık transferlere milyonlarca euro yatırmak yerine kalıcı ve kar getirici transferlere yönelinmeli.
Onun için... Hadi çok özel bir futbolcu olur da teknik direktör ister. Ama bir takımı toptan değiştirerek bütün transferleri kendisinin yapmasını istemek ne demek? Nasıl güvenebilirsiniz. Geleceği garanti mi?
Burası Galatasaray. Burası Fenerbahçe. Burası Beşiktaş. 3 büyükler. Önemli olan kulüptür, kimsenin adı ondan yukarıda değildir. Bu büyükler isterse Guardiola gelsin, bir teknik direktörün keyfine göre hareket edemezler. Yoksa gırtlağa kadar gelen borç boyu da aşar! Başarılar bile gelip geçici olur.
Gürel Yurttaş / Halktv
HABER1903 farkını yaşamak için İNDİR..
YORUMLAR (7)
Ulenn ne anlatıyon sen senın anlatacağın masalıda senıde çöpe atarız hiçbir futbol bılgın yok senın böyle sarhoş masallarıyla bız taraftarı uyutma kürell
Bu Khumalo Besiktasa gelemeyince 1 yil sonra arjantin 2. ligine transfer oluyo orda basarili olamayinca Kaiser Chief e geri dönüyo. Anlayacagniz Afrikada o kadar ülke varken Güney Afrika dan futbolcu almak tam bir…Neyse. O dönem iyi kötü bedavaya afrikali Futbolcu getiren rahmetli Ilhan cavcavdir. Besiktasin o dönemki yerli kadrosu Dogru yabancilarla takviye edilmedi cok yazik oldu. Osvaldo Nartallo päääähhh Mc Donald pähhhhhhh. Fani Madida pähhhh…Neyyysssee
uzun uzun masal anlatmış. bahsettiği oyuncu tarama ve bulma ekibi önceki dönem fridel ile bu dönemde kariyerli diye bize kalitesizleri çakan graph la tecrübe edildi. ne başkanların nede scout ekibinin yapacağı iş deği.sen hocanın oynatacağı sistemi bilmeden,hoca ve diğer oyunculara uyum sağlayıp sağlamayacağına bakmadan alırsan elinde işe yaramaz oyuncularla,milyon euroluk borç artışıyla ve başarısız sezonlarla başbaşa kalırsın. önce hoca getirilir şu an sergen olduğu için onun sistemine uygun kadro planması birlikte yapılı,oyun sistemine ve karekterine uygun profiller alternagifleri ile belirlenir ister hocaya ister yönetime bağlı olan scot ekibi oyuncuları tespit eder ve hoca onayıyla transferlerler yapılır. başarı bu şekilde gelir.
Teknik adamın bir sistemi vardir sisteme uyan futbolcu olmadan nasil başari gelir.Alsana òrnek sol kanatin yok yap bakayim devsirmeden sistem yaratmak şans isi
Bana göre transferler teknik direktöre bağlı olmalı çünkü futbolcuları en çok teknik direktörler anlar huyundan kişiliğinden atreman proğramından
Teknik direktör istediği futbolcuyu alamıyorsa neden teknik direktör zaten? Tabi almalı. Kimin istediği futbolcuyu alacak Malzemeci Süreya'nın mı? O halde taktikleri de Süreya versin, devre arasında takımı başkan ateşlesin falan... Böyle saçmalık olur mu hiç?
Büyük başkanın bakış açısı bence de doğru.ihtiyac olan bölgeye adam alırsın.hoca dediğin isim belirtmez,istediği özellikleri söyler yönetim de gider bulur alır.dünyanın her yerinde bu böyledir.nadiren de olsa hocalar isim de belirtir onu reddetmiyorum ama tüm kadroyu hoca belirlemez.bunun bir kaç sebebi var,bizde planlar uzun vadeli yapılmaz hoca konusunda,ya tutarsa mantığıyla gidildiğinden.arsenal,manu gibi takımlar 20 küsur yıl aynı hocalarla çalıştı,üzerine ekleyerek gideceksen her yıl 3 veya 4 oyuncu değiştirerek ilerleyecek sen,mali yapın da onlar gibi sağlamsa hocaya verebilirsin bu düzenlemeyi.ama senin hocanın geleceği karanlık,yerine gelecek adam da eski hocanın bizzat aldıklarına soğuk yaklaşacaktır,oyun planıma uymuyor vs sebepleriyle. Haaaa bir de şu var,hoca dediğin biraz da eldeki malzemeye iyi bakacak,değerlendirecek,o malzemeye değer katacak ki kulübün mal varlığı dara düşmesin. Bana şu jurasek,Taylan,rafa mevzuları sıkıntı veriyor mesela.hiç bir gayret görmüyorum hocada bu oyuncuları kazandırmaya dair. Yönetim bana da mbapbe gibi iki üc oyuncu alsa ben de ne güzel hocalık yapardım bak.