“Her futbol kulübünde bir kutsal üçlü vardır: Oyuncular, teknik adamlar ve taraftarlar. Yöneticiler kutsal değil, onlar yalnızca çekleri imzalamak için var.” Bill Shankly
Beşiktaş’ta kötü gidişatın tek suçlusu kutsal üçlü dışında kalan yönetimler midir?
Bu yöneticileri seçen ve aynı zamanda kutsal üçlü içinde yerini koruyan kongre üyelerinin hiç mi suçu yok?
Ve yine aynı zamanda taraftar olan ve kutsal üçlü içinde yer alan yöneticiler bir aymazlık içinde midir?
Beşiktaş’a yönetici olmak bu kadar kolay mıdır? Bu işin bir kriteri yok mu diye çokça düşünmüşümdür. Öyle ya! bu işler öyle kolay işler değil. Beşiktaş’ı yönetmek, yönetmeye talip olmak için en azından Beşiktaş kültür kodlarına sahip olmanız lazım.
Peki bu kültür kodları yönetimleri seçen kongre üyelerinde var mı?
Asıl sıkıntı aslında bu noktada başlıyor yani “kongre üyeliği” bölümünde.
Gittikçe yozlaşan bir yapıya sahip olan Beşiktaş’ta, bu yozlaşmışlık hızla daha da beter bir hal alarak adeta bir virüs gibi tüm camiayı ele almış durumda. Beşiktaş ile ilgili herhangi bir kültür koduna, tarihsel yapı bilincine, Beşiktaş’ı var eden veriler eksikliğinde cebinde taşıdığı üyelik kartı ile kongrelerde boy gösteren, kendini oraya getiren yapıya bağlılığını sunmak için çılgınca alkışlayan ama verdiği oy ile önüne eklenmiş o büyülü sıfatın etkisiyle başkan adayına oyunu veren ve sonuçta Beşiktaş’ın geleceğini yok eden kongre üyeleri.
Taraftarda olsa yönetici sıfatını taşıdığı için kutsal üçlü dışına atılmış yöneticiler o çekleri imzalarlar, oluşan borç enkazından kurtulmak için hayal satarlar ama unutmamak lazım onlarda bu yozlaşmış yapının kutsal üçlü içinde yer alan bireyleridir.
Kutsal üçlü içinde yer alan diğer eleman teknik adamlara gelince. Beşiktaş’ta yozlaşmanın bir diğer gerçeği de teknik adamlardır. Hani şu neredeyse her sezonda değişen teknik adamlar…
Mesela Sergen Yalçın. Bizim hayatımızda 3 tane Sergen Yalçın var oldu.
Futbolcu Sergen Yalçın. Allah vergisi yeteneklerini inkar eden hayat anlayışıyla çok işler yapabilecek iken, ülke sınırları içinde kalan çokça takım gezen ama Beşiktaş’ın 100. Yılında, hayatının en güzel 100 metresini koşarak şampiyonluğun getirisi o golün altına imza atan Sergen Yalçın…
Teknik direktör Sergen Yalçın. Allah vergisi yeteneklerini saha kenarında sergilemek isteyen, Beşiktaş Altyapı yardımcı antrenörlük ile başlayan kariyerini; Beşiktaş U21 Yardımcı Antrenör, Gaziantepspor, Sivasspor, Kayserispor, Eskişehirspor, Konyaspor, Alanyaspor, Yeni Malatyaspor, Beşiktaş, Antalyaspor ve tekrar yuvaya dönen.
Bu dönüşüyle birlikte cebinde taşıdığı “Şampiyon Teknik direktör” apoletleri kendini nereye, ne kadar taşıyacak bilinmezliğiyle ekibiyle birlikte bir şeyler yapmaya çalışıyor.
Yorumcu Sergen Yalçın; Sergen Yalçın ile ilgili olumsuz görüşlerin başladığı ayrılık noktası.
Yorum iken söylediklerinin tam tersini yapan bir Sergen Yalçın.
Olaylara sadece Beşiktaş gerçeğiyle bakınca “Kutsal Üçlünün” ayakta kalan tek kısmı taraftarı. Onlar da bazen bu yozlaşmanın içinde yanlışlar yapıyorlar ama onların yanlışları saf Beşiktaş aşkı yüzünden. Onlar Beşiktaş’tan çıkar sağlamak gibi bir derdin peşinde değiller aksine ceplerindeki son kuruşu veriyorlar. Takım şampiyonluktan uzak zamanlar içinde iken, lige erken havlu atarken bile tribünleri dolduruyorlar.
Yönetimler, teknik adamlar hatta futbolculardan bile daha çok Beşiktaş’ı üzmemek derdindeler.
Tribünden izliyorlar, havada uçan ama gerçekte söylenenin altında kalan projeleri, gelen ve giden bir işe yaramayan transferleri, bizim istediğimiz transferler olmazsa sorumluluk bize ait değil diyen teknik heyetleri, kulüp bünyesi dışında iken atlarım uçağa gider Chelsea’den istediğim stoperi alırım diyen ulemaları…
İzliyor işte Beşiktaş taraftarı.
Bakalım Beşiktaş bundan sonra nereye, ne kadar, nasıl koşacak…
Eyüp Yardımcı / Fotospor
duhuliye.com