Umut Öztürk:
Bu maçı bir süredir bekliyordum. Beşiktaş’ın son dört maçına bakarsak, özellikle Alanyaspor karşılaşmasından itibaren oldukça zorlu bir fikstürden geçtiğini görüyoruz. Bu süreçte Başakşehir deplasmanı vardı ki Beşiktaş’ın her zaman zorlandığı bir deplasman olarak bilinir. Ayrıca Göztepe de oyun tarzı açısından bence ligde Beşiktaş’a en ters gelen takımlardan biri.
Bunun yanında Galatasaray’ın ilk mağlubiyetini aldığı, Fenerbahçe’nin ise çok zor şartlarda galip geldiği Kocaelispor deplasmanı da vardı. Beşiktaş bu zorlu dört maçlık seride üç karşılaşmayı kazanarak 9 puan topladı. Sezon genelini düşündüğümüzde bu gerçekten önemli bir başarı.
Şu anda takımın bir yenilmezlik serisi var. Ancak bunun galibiyet serisine dönüşmesinde özellikle yeni transferlerin takıma katılmasının önemli payı bulunuyor. Eğer Beşiktaş, ligin en büyük favorisi ve son üç sezonun şampiyonu olan Galatasaray karşısında da bu seriyi sürdürürse, teknik direktör Sergen Yalçın ve takımı hakkında çok daha farklı değerlendirmeler yapabileceğimiz bir ortam oluşacaktır.
Bir kere “hava yakalama” meselesi Beşiktaş’ın DNA’sını doğrudan değiştiren bir durum. Hafta içi oynanan kupa maçında da bunu gördük. Stadın büyük bir bölümü doluydu. Bu bile aslında Beşiktaş’ta yaklaşım biçiminin değiştiğini gösteriyor.
Takım aslında ilk yarıda da belli bir oyun planını denemeye başlamıştı. Ancak o dönemde bu oyunun sonuca gitmemesinin en önemli nedenlerinden biri bireysel kalite eksikliğiydi. Beşiktaş geçmiş dönemde çok daha önde baskı yapan, savunma güvenliğini ikinci plana atan bir takım görüntüsündeydi. Bu nedenle kalecilerinin yediği gol sayısı da çoğu zaman beklenen gol değerinin (xG) üzerindeydi.
Yapılan birkaç önemli takviyeyle birlikte o denenmek istenen oyun şablonu artık daha oturmuş bir hale geldi. Bu durumun hem rakip kaleye giderken hem de kendi kalesini savunurken takımı yukarı taşıdığını, Rizespor maçında da net şekilde gördük. Göztepe maçı zaten bunun en iyi örneklerinden biriydi. Başakşehir ve Kocaelispor deplasmanlarında da Beşiktaş’ın zaman zaman hücumda, zaman zaman savunmada görevini iyi yaparak gelişim gösterdiğini söyleyebiliriz.
Ama Beşiktaş’ta değişen en büyük şey, bence takımın kendi yarı sahasını çok daha iyi savunmaya başlaması oldu. Bunun arkasında artan savunma disiplini ve doğru yerleşim var. Wilfred Ndidi de sezonun ilk bölümüne göre çok daha farklı bir oyuncu görüntüsü veriyor. Afrika Kupası dönüşünden sonra savunma anlamında çok daha güven veren bir performans ortaya koyuyor. Bunda hem taktiksel değişimin hem de teknik direktör dokunuşunun önemli payı var.
Beşiktaş’ın oyun planında Rafa Silva merkezli yapıdan çıkılıp Orkun Kökçü’nün ofansif orta saha rolüne yerleştirilmesi de önemli bir değişim. Ndidi’nin yanına zaman zaman Salih Uçan, Junior Olaitan veya Asllani gibi isimlerin eklenmesiyle birlikte takım üç merkezli bir orta saha yapısına geçti. Bu da Ndidi için ciddi bir avantaj sağladı. Artık top çıkarırken birinci opsiyon olmak zorunda kalmıyor, savunmada da daha fazla destek alıyor.
Son haftalara baktığımızda El Bilal Touré’nin sakatlığının ardından sol kanatta Junior Olaitan’ın görev aldığını görüyoruz. Olaitan’ın içe kat etmesiyle birlikte Beşiktaş savunma yerleşiminde neredeyse üç buçuk hatta dört merkezli bir yapı oluşturuyor. Bunun da takım adına ciddi bir artı sağladığını söyleyebiliriz.
Ndidi’nin top kapma ve pas arası istatistiklerinin yükselmesi, Orkun Kökçü’nün hücum katkısının artması da bu yapının doğal sonucu. Beşiktaş bu üç merkezli kurguyu bekler ve stoperlerle desteklediği için kendi yarı sahasında çok daha güvenilir bir takım haline geldi.
Örneğin Kocaelispor maçında bu kurgu olmasaydı, ya da Rafa Silva merkezli eski yapı ile o deplasmana çıkılsaydı, belki hücumda daha fazla üretim görülebilirdi. Ancak savunma açısından maçı gol yemeden bitirmek çok zor olurdu.
Dolayısıyla son dört maçta (Rizespor, Göztepe, Başakşehir ve Kocaelispor) gördüğüm en önemli değişim Beşiktaş’ın savunma kalitesinin artması. Burada özellikle set savunmasından bahsediyorum. Çünkü Beşiktaş son dört maçta rakip üçüncü bölgede çok agresif pres yapan bir takım değil. Oysa Sergen Yalçın takımlarında genelde buna alışığızdır.
Şu anda Beşiktaş rakip stoperlere ve kaleciye daha rahat pas yapma imkânı tanıyan, ancak orta blokta kalabalıklaşarak savunma yapan bir takım haline geldi. Bu da modern futbolda birçok takımın kullandığı bir model. Orta blokta doğru yerleşimle rakibi karşılamak üzerine kurulu bir plan.
Son dört maçın verilerine baktığımda da bunu destekleyen bazı istatistikler var. SportsBase verilerine göre Beşiktaş, rakip yarı sahada top kaybından sonra ilk 10 saniyede agresif reaksiyon verme konusunda ligin en az deneme yapan takımlarından biri. Ancak sahada bunu izlerken çok fark etmiyorsunuz. Çünkü bu durum aslında Beşiktaş’ın artık top kaybından sonra hemen pres yapmak yerine orta blokta yeniden yerleşmeyi tercih ettiğini gösteriyor.
Bugünden baktığımız zaman şu sorular ortaya çıkıyor: Beşiktaş, Galatasaray’dan daha atletik bir takım mı? Buna belki evet diyebilirsin, belki hayır diyebilirsin ama Beşiktaş’ın bu konuda net bir üstünlüğü olduğunu söylemek zor. Aynı şekilde “Beşiktaş Galatasaray’dan daha hızlı bir takım mı?” sorusu da net cevaplanması zor bir soru.
Bir diğer konu da bire bir eşleşmeler. Beşiktaş, Galatasaray’la bire bir kaldığında savunmacı kalitesiyle Galatasaray’ın hücum kalitesini dengeleyebilir mi? İşte burada Beşiktaş açısından bazı soru işaretleri ortaya çıkıyor. Çünkü Beşiktaş ön alan baskısı yapıp sahada bire bir kovalamaya başlarsa, Galatasaray özellikle Beşiktaş yarı sahasında rotasyonlar ve bire birler üzerinden avantaj yakalayabilir.
Galatasaray tarafında artık sahada bir Osimhen gerçeği var. Aslında son iki sezonda Beşiktaş, Osimhen’i Emirhan’la bire bir eşleştirerek iyi sonuçlar almıştı. Ancak Emirhan’ın bu maçta oynamayacak olması önemli bir soru işareti yaratıyor. Yerine Thiago Djalo veya Felix Uduokhai’nin oynama ihtimali var. Bu da o eşleşmeyi daha belirsiz hale getiriyor.
Galatasaray forvetini kanat oyuncularıyla birlikte çoğaltabilen bir takım. Agbadou, Osimhen’le bire bir kaldığında çok büyük bir dezavantaj yaşamayabilir. Ancak Osimhen’in Djalo veya Uduokhai ile eşleştiği anlarda, özellikle Beşiktaş savunma hattı orta sahaya yakın yakalandığında Galatasaray ciddi bir avantaj elde edebilir.
Diğer kanatta ise muhtemelen Barış Alper başlayacak. Barış Alper – Rıdvan Yılmaz eşleşmesi Beşiktaş açısından zor bir bire bir olabilir. Çünkü top Barış Alper’e geldiğinde dribling gücüyle ciddi bir tehdit oluşturuyor. Ayrıca Galatasaray diğer kanattan hücum kurduğunda, Eren Elmalı’nın, Yunus’un ya da diğer kanat oyuncularının yaptığı ortalarda ceza sahasına giren Barış Alper önemli bir tehlike yaratabilir. Emirhan’ın olmadığı bir senaryoda bu eşleşme daha da problemli hale gelebilir.
Bu yüzden Beşiktaş’ın özellikle sol tarafını güçlendirecek bir formasyon ya da oyun planı geliştirmesi mantıklı görünüyor.
Tabii Okan Buruk da farklı bir hamle yapabilir. Mesela Beşiktaş’ın en formda hücum silahlarından biri , Amir Murillo. Murillo hücuma çok fazla çıkan bir oyuncu. Cerny’nin içe kat ettiği aksiyonlarda genişliği genellikle Murillo veriyor. Hatta Rizespor maçında Murillo’yu iç koridorda da sık sık gördük.
Bu noktada Beşiktaş, Salih Uçan’ı zaman zaman ceza sahasına sokarak hücumda sayıyı artırdı. Bu da Beşiktaş’ın özellikle set hücumlarında yaşadığı bir problemi çözmeye yönelik bir hamleydi. Takım yalnızca kanatlardan değil, orta saha koşularıyla da ceza sahasını kalabalıklaştırmaya başladı.
Salih’in ileri çıktığı anlarda Beşiktaş sağ kanatta Rashica’yı çizgiye basarken, Murillo’yu neredeyse bir 10 numara gibi iç koridora yerleştirdi. Bu daha önce çok sık görmediğimiz bir yapı. Bu Galatasaray maçına özel bir plan mı, bunu söylemek zor. Ancak Murillo’nun hücum katkısı kesinlikle Beşiktaş için önemli bir artı sağlıyor.
duhuliye.com