Futbol

Seba'nın Gölgesinde Büyüyen Çınar

Duhuliye.com yazarı M. Eyüp Yardımcı'nın köşe yazısı...

Beşiktaş'ın semalarında bazı isimler yalnızca yaşamaz; rüzgâr olur, martı olur, Dolmabahçe'den esen iyot kokusuna karışır. Süleyman Seba da onlardan biridir. Onun adı bir başkanın adı olmaktan çok, siyah ile beyazın arasındaki görünmeyen çizgidir.

Ve ne gariptir ki Seba'nın gidişinden sonra Beşiktaş'a gelen her başkan, önce kendi projeleriyle değil, Seba'nın gölgesiyle karşılaştı.

Kongre salonlarında oy kullanan elli, altmış, yetmiş yaşındaki üyelerin gözlerinde hep aynı soru vardı:

"Acaba biraz Seba gibi mi?"

Çünkü onlar bir kulübün yalnız kupalarla büyümediğini biliyorlardı. Onlar, Beşiktaş'ın bazen ikinci olup da birinciden daha büyük alkış aldığını yaşamış kuşaktı. Kaybetmenin bile bir asaleti olduğunu, mağlubiyetin bile başı dik yaşanabileceğini Süleyman Seba'dan öğrenmişlerdi.

Genç kuşak ise başka bir çağın çocukları oldu.

Onlar dijital ekranlarda büyüdü. Futbolu mahallenin tozlu sahasında değil, transfer piyasasının rakamlarında tanıdı. Bir futbolcunun aidiyetinden çok piyasa değerini konuşan bir dünyanın içine doğdular. Seba'nın sessizliği onlara fazla sakin, tevazusu fazla eski zaman işi geldi.

Ve yavaş yavaş Beşiktaş, kendisini Beşiktaş yapan o görünmez kumaştan birkaç iplik eksiltmeye başladı.

Çünkü bazı değerler kaybolurken ses çıkarmaz.

Bir sabah kalkarsınız, armanın aynı olduğunu görürsünüz ama ruhunun biraz eksildiğini hissedersiniz.

Bugün Serdal Adalı'nın omuzlarına yüklenen beklenti de tam olarak budur.

Kimse açıkça söylemese de herkes içinden aynı cümleyi kuruyor:

"Bir Seba gelir mi yeniden?"

Oysa zaman değişti.

Eskiden kulüpler mahalle gibiydi, şimdi holding gibi yönetiliyor.

Eskiden forma aşkla giyiliyordu, şimdi sponsorluk anlaşmalarıyla tasarlanıyor.

Eskiden futbolcu semtin çocuğuydu, şimdi üç kıtada menajerlerin dolaştırdığı küresel bir yatırım aracı.

Endüstriyel futbol yalnız oyunu değiştirmedi; duyguları da borsaya açtı.

Artık sadakat bilanço kalemlerinde yer almıyor.

Vicdan, finansal fair play raporlarında görünmüyor.

Vefa ise transfermarkt verilerine eklenemiyor.

İşte böyle bir çağda yeni bir Süleyman Seba beklemek, betonun ortasında asırlık bir çınarın kendiliğinden filiz vermesini beklemek kadar güç.

Çünkü Seba bir insan değildi sadece.

Bir terbiyeydi.

Bir mahalleydi.

Bir İstanbul beyefendisiydi.

Bir kulübün aynaya baktığında görmek istediği yüzdü.

Bugün mesele Serdal Adalı'nın Seba olması değildir.

Zaten hiçbir insan bir başkasının devamı olamaz.

Asıl mesele, Beşiktaş'ın yeniden kendi mayasını hatırlamasıdır.

Çünkü kulüpler bazen yanlış transfer yüzünden değil, doğru karakterleri unuttukları için küçülürler.

Süleyman Seba'nın en büyük mirası kupalar değildi.

Onun bıraktığı en büyük miras, milyonlarca Beşiktaşlı'nın zihnine kazınmış şu cümleydi:

"Nasıl kazandığın, ne kazandığından daha önemlidir."

Bugün futbolun acımasız çarkları arasında bu cümle romantik bulunabilir.

Ama unutulmamalıdır ki romantizmini kaybeden kulüpler, önce ruhlarını sonra tarihlerini kaybederler.

Dolmabahçe akşamlarında deniz yine aynı deniz…

Martılar yine aynı martılar…

Şeref Bey Yokuşu hâlâ aynı yokuş…

Değişen yalnız insanlar değil, hatırlama biçimimiz.

Belki de Beşiktaş'ın bugün en çok ihtiyacı olan şey yeni bir Seba değildir.

Seba'yı alkışlayan neslin taşıdığı vicdanı, zarafeti ve kulüp ahlakını bugünün çocuklarına anlatabilecek yeni bir hafızadır.

Çünkü çınarlar devrilir.

Ama onları büyüten toprak unutulursa, bir daha hiçbir fidan göğe bu kadar güvenle uzanamaz.

M. Eyüp Yardımcı / duhuliye.com

{ "vars": { "account": "GTM-T3XXFJ6" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }