Futbol

SEN KİMİN ADAMISIN???…

Beşiktaşlı ünlü sanatçı Zafer Algöz, Beşiktaş gündemini Duhuliye için özel değerlendirdi.

Son yaşanan hadiseden sonra bana sosyal medyadan soran, Beşiktaşlı olduklarından şüphe ettiğim arkadaşlar için yazma ihtiyacı hissettim…

Rahmetli Süleyman Seba’nın meşhur bir cümlesi var biliyorsunuz:

“Beşiktaş’a faydalı olmak için kimsenin adamı olmayın, Beşiktaş’ın adamı olun.”

Ben hayatım boyunca kimsenin adamı olmadım Allah’a şükür…

Ama Beşiktaş’ın başına kim gelirse gelsin hep başarılı olmasını istedim…

Çünkü hep şunu düşünürüm: Beşiktaş’a kim başkan olursa olsun başarılı olmak ister, şampiyonluklar görmek, kupalar almak ister…

“Dur şu kulübün başına geçeyim de bir güzel batırayım” demez…

Bu sebeple Beşiktaş benden bir şey isterse her türlü etkinliğine destek veririm…

“Yardım toplayalım” derler oradayım, “sunuculuk yap” derler oradayım, “altyapıdaki çocuklara destek ver” derler oradayım…

Yıllarca her organizasyonunda Beşiktaşlı olarak destek vermek boynumun borcudur derim…

Şu ana kadar 5 kuruşluk kendime menfaat talep etmediğim gibi, teklif etseler de kabul etmek bana yakışmaz…

“Beni VIP koltuklarda ağırlayın, bana bedavadan bilet bulun” gibi taleplerim olmadığı gibi, sanıyorum Kartal Yuvaları’ndan en çok forma alıp eşe dosta, çocuklara dağıtan benim dışımda ikinci birini bulamazsınız…

Verdiğim onca desteğe rağmen takım şampiyon olur, kutlama törenine çağırmak akıllarına gelmez; sağlık olsun der geçerim…

Sadece Fikret Orman yönetimi tarafından davet edildim. Bu nezaketi gösterdikleri için bu vesileyle tekrar teşekkür ederim…

Beşiktaş’a küsmem, kırılmam…

İnsan sevdiğine küsmez derim hep…

Şimdi çok değil, biraz geriye gidelim…

Sergen Yalçın’la şampiyon olduğumuz sezona dönelim…

Dar kadro, pandemi dönemi, seyircisiz maçlar…

Sezonun başlarında eksik kadroyla bir bocalama yaşadık, hatırlarsanız…

A. Nur Çebi başkan döneminde, ligin daha başlarında hocanın elindeki vasat kadroyu görmeden, “galiba yeni bir hoca bulmalıyız” diye gizliden araştırmalar dile getirilirken bile sonuna kadar Beşiktaş’ın Sergen’le şampiyon olacağını hep söyledim…

Ve +1 averajla mucizevi bir şampiyonluk yaşadık…

100. yılımızda bile şampiyon olduğumuzda bu kadar sevinmedim…

TFF’nin ve MHK’nın her türlü karşımızda olduğu bir dönemde, çatır çatır, bileğimizin hakkıyla şampiyon olduk…

“Bu hakemi artık istemiyoruz” dedik (HUM)…

Adamı inadına bir sonraki hafta yine maçımıza verdiler…

Hafta sonu en son Rize deplasmanına gittik…

Takım dinlenmesin diye, diğer haftanın ortasında ilk maçı biz oynadık…

Aleyhte kartlar, VAR’da oturan bakar körlere rağmen, üstelik son 8 haftada dümenci Aboubakar yüzünden forvetsiz şampiyon olduk…

3 gün sonra hiç idman yapmadan çıktık, Türkiye Kupası’nı aldık…

Bu şartlarda şampiyonluklar yaşatan hocayı omuzlarda gezdirirler…

Biz ne yaptık?

Önümüzdeki sezon için yeni kontrat yapıp, “Gel hocam, kadroyu sen kur” demek yerine tam 2 ay sözleşme yapmadık, beklettik…

Sonrasında sezon açılışına 15 gün kala yeni sözleşme yaptık…

Hatta attığım bir tweet yüzünden Çebi başkan bana küsmüştü…

“Beşiktaş yönetimi ayıp ediyor…

Sergen’le yeni sözleşme yapmayan yönetim ipi kendi boğazına dolar” demiştim…

Neyse ki sonrasında konuştuk, helalleştik ama geç kalınmıştı bir kere…

Sergen için hep şunu söyledim, yine söylüyorum:

Futbolcu menajerleriyle perde arkasında iş çevirmez…

Kendine menfaat sağlamaz…

Kendi parasına cömert, kulübün parasına cimri…

Boş sözleşmeye imza atan, tazminat kovalamayan…

Böyle adam bulmuşsunuz, daha ne istiyorsunuz?

İstenmediğim yerde 1 dakika durmam diyen, yüksek karakterli, yetenekli, futboldan ve futbolcudan anlayan başka bir isim var mı?

Abdullah Avcı bizden ayrıldı, 2 sene parasını ödedik…

Fikret Orman yönetiminin yaptığı en büyük hataydı bence…

Göreve çağrılması değil, uzun vadeli ve bizim lehimize olmayan sözleşmeydi hata…

Şampiyonluktan sonraki sezon başında geç kalınan ve yapılmayan transferlerle çöküş yaşadık…

Sonrasında Sergen de bıraktı zaten…

Üstelik 5 kuruş tazminat bile istemeden…

Geç yapılan sözleşme ve geç açılan sezonun etkisi dışında, bir daha şampiyonluk potasında olmayalım, zirvenin yakınlarında dolaşmayalım diye ellerinden geleni yaptılar…

Zirveyle aradaki puan farkı hep çift hanelerde olsun diye ince ince, kalın kalın, göstere göstere Beşiktaş’ımızı hep şampiyonluk yarışının dışında tuttular…

Bana inanmayan varsa geriye dönük maçlarımıza bir daha baksın…

Bizden 3 kat bütçeyle kurulmuş ve fikstür avantajı sağlanmış, şimdi olduğu gibi o zaman da bariz kollanan, hakem kıyaklarıyla, yoktan VAR edilen avantajlarla şampiyon olmuş Galatasaray’ı Türkiye Kupası finalinde imha ettik…

5-0 yendik…

Bütün havasını ve süksesini bozduk…

En başta TFF Başkanı Ekşioğlu bundan rahatsız oldu…

Tuttuğu takımın kutlamalarında tribünde yerini aldı…

Deprem yardımı için yaptığımız maça gelmedi…

Hatta Çebi başkan kürsüden “Niye gelmediniz?” dediğinde,

“Daha çok beklersiniz” diye cevap verdi…

Bunun net karşılığı şudur:

“Ben buradayken bir daha nah şampiyon olursunuz…”

Bütün yöneticilerimiz kötü, gelen hocaların hepsi kötü, futbolcuların hepsi vasat öyle mi?…

Babel, Türkiye’den gittikten sonra bir röportajda şunları söyledi:

“Türkiye’de top oynadığım takımlar içinde en rahat maçlarımızı Galatasaray’da yaşadım çünkü bazı maçlarda hakemler işimizi kolaylaştırdı.”

İnanmayan girsin YouTube üzerinden baksın…

Çebi başkandan geriye ne yazık ki çok sorunlu ve plansız bir kadro kaldı…

Hasan Arat geldi…

Beşiktaşlı olarak elbette umutlandık…

“Beşiktaş için güzel şeyler yapar” dedik, ne yazık ki bıraktı gitti…

Serdal Adalı geldi…

Beşiktaş’ın 2016–17’li muhteşem sezonunda yönetimdeydi…

Gelmeden önce zaten teknik direktör adayı Sergen Yalçın’dı…

Kardeşi Gürsoy kanserdi, tedavisi devam ediyordu, “şu anda gelemem” dedi…

İnanmayanlar oldu…

Olmadık iftiralar, yalanlar yazıldı çizildi…

“Yalan söylüyor” diyen utanmazlar çıktı…

Gürsoy vefat etti…

Çocuk ölünce ancak inandılar…

Sosyal medyadan sallayan ergen zekâlılar dışında, kendine spor yorumcusu diyenler bir nebze utandılar mı acaba?

Pek sanmıyorum…

Şampiyon olduğumuz sezon, önceden kurulmuş sorunlu kadroyla uğraşan Sergen, ne yazık ki yine kendisinin kurmadığı bir takımı kucağında buldu…

Hem de canlı bomba Rafa Silva’yı da tabii…

Yorumcuların dışında yine kendine Beşiktaşlıyım diyenler salladılar…

“Vay efendim yorumcuyken yetenekli ama yıldız oyuncu değil demiş, yıldız oyuncu çok maçta skor üretir demiş de bizim Rafa’dan yumurta o yüzden kızmış, küsmüş…”

“Milyon eurolarımızı indirirken iyi ama oynamaya gelince küstüm oynamıyorum…”

“Rafa’yı satanı biz de satarız…”

“Rafa kırmızı çizgimizdir…”

Bak bak laflara bak…

Oysa gerçek Beşiktaşlılar şöyle demeliydi:

“Beşiktaş’ı satanı biz de satarız. Kimse Beşiktaş’tan büyük değildir.”

Kimler geldi, kimler gitti…

Sözde Beşiktaş yorumcuları bilip bilmeden salladılar her yerden…

Başkan Adalı ve Sergen onun yüzünden çıkıp 2 saat basın toplantısı yapmak zorunda kaldılar…

Yine eleştirdiler…

“Niye basın toplantısı yaptılar, kardeşim gerek var mıydı?”

Yapmasalar, “Niye konuşmuyorsunuz?”

Yapsalar, “Ne gerek vardı?” dediler…

Rüzgâr gülü gibi…

Nereden eserse o tarafa dönelim, aman ne güzel…

Bu sorun ilk çıktığında yazmıştım. Çünkü yurt dışından bir kardeşim yazdı…

“Jose Mourinho aklını çeldi. Oradaki kontratı çöz, Benfica’ya gel, burada sana ihtiyacım var denmiş…”

“Adam kaçacak, kendine yol yapıyor” dedim…

İşitmediğimiz hakaret kalmadı…

Takım ısınırken adam eli sikinde koca Beşiktaş’la dalga geçti…

Bir Allah’ın kulu tepki vermedi…

Giderken havaalanında hiçbiriniz yoktunuz…

Ne oldu, kırmızı çizgiydi hani?

Semih iki maçta hata yapar: Yuhhh, ıslıklar…

Yıllardır aradığımız sol bek geldi Masuaku…

Adam bir hata yaptı: Yuhhh, ıslıklar…

Gedson vasat oynar bir maçta: Yuhhh, ıslıklar…

Milli takımın kalecisi Mert hatalı gol yer: Yuhhh, ıslıklar…

Ersin gol yer: Yuhhh…

Orkun geldi…

Takıma uyum döneminde bocaladı, doğal olarak yine ıslıklar…

Konya maçında süper oynadı…

“Büyük kaptan, helal olsun, gerçek Beşiktaşlı” oldu…

Necip uzun sakatlıktan çıktı…

“Hâlâ Necip’le mi oynayacağız, yeter artık bıraksın” dediniz…

Çocuk az süre aldığı maçlarda yine homurdanarak demoralize edildi…

Sonra dendi ki:

“Artık bu sezonun ortasından itibaren yeni kadroda düşünmüyoruz…”

“Vay efendim Necip’e bu yapılır mı?”

“Jübile ya da veda töreni yapılmayacak denmedi…”

Yine kıyameti kopardınız…

Bu örnekler daha çok var ama artık yazmaktan yoruluyor insan…

Beşiktaş milyon eurolar ödeyip performans alamadığı oyuncuları gönderiyor, yine kimseyi memnun edemiyor…

Sezon sonunda kiralık verdiğimiz oyuncular da geri gelecek, daha dertlerimiz bitmedi…

“Hani nerede yeni transferler, yönetim istifa” diyorsunuz…

Hariçten gazel okumak kolay tabii…

Gelene “ağam paşam”, 1–2 hata yapınca protesto…

Böyle bir zihniyetteki taraftarın önüne hangi oyuncu gelmek ister?

Üstelik devre arasında kimse kıymetli oyuncusunu kolay kolay elden çıkarmak istemez…

Sezon sonunda 3–5 milyona alabileceğin oyuncuya “fırsat bu fırsat” diye 10–15 milyon euro istiyorlar, haklı olarak…

Buna rağmen önümüzdeki yılın kadrosunda banko oynayacak futbolcuları almak istiyoruz…

Zirveyle aramızdaki fark yine çift hanelerde ve hep şu algı yapılıyor:

“Beşiktaş ekimde, kasımda havlu attı…”

Hayır efendim, tam olarak öyle değil…

Havlu atmak zorunda bırakıldı.

Şu hâlde bile birçok maçımızda hakem rezaletleri yaşıyoruz, yalan mı?

Yeni gelen Serdal Adalı yönetimine başlangıçta methiyeler dizen, iyi niyet temennileriyle destek veren yorumcular; nedense Dikilitaş Projesi ortaya çıkınca birden dirsek çevirdiler…

Her yönetimden avanta bilet alanlar ve Dikilitaş’tan menfaat sağlayanlar birden aşka geldiler…

Beşiktaş’ın bankalardan gelen borçlardan ve faizlerden kurtulması için bir çaba gösteriliyor, kıyamet kopuyor…

Konyaspor 1–0 önde, daha maçın bitmesine 75 dakika var…

Durmadan Ersin’e ıslık…

Koro hâlinde “yönetim istifa”…

Bu gaza gelenler de var tabii…

Yönetim yarın istifa etse, kim gelmek ister böyle bir camianın başına?

Nasıl olsa 2–3 aya kalmadan onları da beğenmeyeceksiniz…

Hele işin en utanılacak tarafı nedir biliyor musunuz?

Bir grup toplanmış, TJK’ya gitmiş; orada bağırıyorlar…

Utanmadan Beşiktaş başkanına “Fred Çakmaktaş” diyerek karikatürlü posterle poz veriyorlar…

Aman ne güzel…

Ne büyük zekâ gerçekten…

Şu yaptığınızı rakip takımların taraftarları yapmaz ama siz onlara malzeme veriyorsunuz…

Bu kadar toplanma ve hazırlık kendi menfaatiniz için değil de Beşiktaş içinse eğer,

o zaman ben de soruyorum:

Beş senedir Beşiktaş’ımızı lime lime doğramayı kendine iş edinmiş MHK’nın kapısına gidip yapsanıza!

Nedir ulan bu rezalet?

Sizin orta hakemlerinizden de, VAR hakemlerinizden de bıktık…

“Sabrımız taşıyor” desenize…

Ne biçim Beşiktaşlısınız siz?

Yazım biraz uzun oldu ama bitiriyorum…

Şu anda henüz 1 yılını doldurmamış ve tam manasıyla enkaz almış bu yönetimin sonuna kadar arkasındayım…

Dar ve sorunlu kadroyla bize kupalar kazandırmış Sergen Yalçın’ın yanındayım…

Başarıya giden yol çilelidir, zorludur, sabır gerektirir…

Şu mevcut durumda yönetime, hocaya ve oyuncularımıza gerçek Beşiktaşlılar sahip çıkacaktır, eminim…

Çünkü biz Beşiktaş’ın adamıyız…

Peki siz kimin adamısınız???

Zafer Algöz / Duhuliye.com

HABER1903 farkını yaşamak için İNDİR..

{ "vars": { "account": "GTM-T3XXFJ6" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }