Önce Dünya Kupası'nın büyük haritasından döndük, sonra yine kendi küçük sokağımıza çıktık.
Adı "Süper" olan ligin daha ilk düdüğü çalmadan havaya yayılan şey futbolun heyecanı değil, güvensizliğin keskin kokusu oldu. Bir tarafta transfer manşetleri, öbür tarafta yabancı VAR tartışmaları, MHK'nin gölgesi ve federasyonun kendi kurumuna yönelttiği ağır ithamlar...
Eğer en tepedeki makam, "VAR odalarında neler dönüyor" diye soruyorsa, o sorunun muhatabı artık yalnız hakemler değildir; o sorunun ağırlığı bütün futbolun omuzlarına çöker. Tribündeki taraftar şimdi topun nereye gideceğini değil, adaletin hangi koridorda kaybolduğunu merak ediyor.
TFF başka bir yere, MHK başka bir yere, yayıncı kuruluş başka bir yere bakarken futbolsever ortada kalmış bir çocuğa döndü. Kime inanacak? Federasyona mı, hakeme mi, VAR ekranına mı? Eğer gerçekten yayıncı kuruluş bu oyunun iplerini elinde tutacak kadar güçlü, yorumlarıyla ve görüntüleriyle düzeni sabote edecek kadar etkiliyse, o zaman yeşil sahaya çıkıp futbol oynuyor numarası yapmanın da pek anlamı kalmıyor. O vakit düdüğü hakem değil, kasayı tutan çalar. Nasreddin Hoca'nın yüzyıllar öncesinden gelen sözü, Türk futbolunun bugünkü aynasında yeniden yankılanıyor: "Parayı veren düdüğü çalar." Ne acıdır ki artık tartışılan ofsayt çizgisi değil; vicdanın çizgisidir.
M.Eyüp Yardımcı / Fotospor
"VAR odalarında neler dönüyor"
Duhuliye.com yazarı Mehmet Eyüp Yardımcı'nın Fotospor'daki köşe yazısı...
Bunlar da ilginizi çekebilir