Tümer Metin:
Bir ikiye bölünmüşlük var bu konuda. Bir tarafta “Sergen Hoca kalsın” diyenler, diğer tarafta ise “Sergen Hoca hemen gitsin” diyenler vardı. Yönetim de bu anlamda her ne kadar tavrını belli etmiş olsa da bence çekimser bir tarafı da tepkiyi beraberinde götürüyor.
Yani "Sergen Hoca devam ediyor" açıklamasından sonra da yönetime tepki olmaya başlar, bu kez “İkiniz de gidin, ikiniz de başarısızsınız” denilecek.
Şimdi birbirine bağlayacağım üç beş tane konu var. Bütün bunlar iki sebepten oluyor.
Televizyon başka bir dünyadır arkadaşım. Burada otururken başka konuşabilirsin. Saha içi icraat başka bir şeydir. Ben herkesin yaptığı yerden Sergen Hoca’yı eleştirmem. Buranın gerekliliği vardır. Gerekirse sallarsın, gerekirse bol keseden atarsın, gerekirse çuvaldızı kendine batırırsın, gerekirse nokta atışı yaparsın.
Ama orası icraat yeridir. Söylediğinle yaptığının çok örtüşmesi gereken bir yerdir. Saha, teknik adamlık…
Sanıyorum Sergen Hoca’nın tavrından mütevellit, televizyondaki o acımasız eleştirel tavrı ile takımın geldiği nokta çatışınca işler çıkılmaz hale geldi. Üstüne Trabzonspor maçındaki, bence empatiden uzak basın toplantısı da eklenince kötü bir iletişim ortaya çıktı.
Nokta nokta gidelim…
Santos’un yetkisi yoktu ama sorumlu tutuldu. Van Bronckhorst’un da yetkisi yoktu, o da sorumlu tutuldu. Ole’nin de yetkisi yoktu, o da sorumlu tutuldu.
Sergen Hoca da pekâlâ biliyor ki işler kötü giderken teknik adam sorumlu tutulur. Üstüne üstlük Sergen Hoca’nın yetkisi de var.
“Yetkiliyim ama sorumlu değilim” diyor.
Burada bir paradoks var. Burada birbiriyle örtüşmeyen bir durum var.
Duhuliye.com