Milliyet yazarı Bilal Meşe'nin köşe yazısı

Neticede hepimiz insanız; zaman zaman yaşamın getirdiği zorluklar, sıkıntılar nedeniyle kırılırız, küseriz, öfkeleniriz, doğamızda var bu unsurlar.

Hele öfke kontrolünü sağlayamadığımız anda, ağzımızdan çıkan kelimeler sakıncalıdır, başımıza iş alırız. Hani bir atasözümüz var, “Dilin kemiği yok” diye... Buna bir ilave de ben yapayım, dilin el freni yoktur, çekip durdurasınız!

Öfkelendiğiniz anda sadece kelimelere değil, vücut dilinize de çekidüzen vermek zorundasınız. Ne dersin Hamit Altıntop kardeş?

Seni taa A Milli Takım formasını terlettiğin günlerden tanırım, açık sözlüsündür, yan yollara sapmazsın, bu oyunda özeleştiri deyince, seni adres gösteririm. Ama bu kadarı da fazla! Biliyorum, sen de Faroe Adaları yenilgisini içine sindiremedin, inan biz de öyle!

Ne var ki titrinde Milli Takım Sorumlusu yazıyor, unutma. Yani sorumluluğun bin kat arttı, artı kolay bir makamda değilsin. Ağzından çıkan her kelimeyi tartacaksın, kılı kırk yaracaksın.
Gördük ki, maalesef öfkeni kontrol edemedin, hatta öfkene yenildin. TRT’de yaptığın açıklamaları şaşkınlıkla izledim!

“Yooo benim tanıdığım Hamit bu değil” diye kendi kendime söylendim. Kaldı ki senin sadece Milli Takım’a karşı değil, ülkeye karşı sorumluluğun var, unutma.
Yayındaki yorumculara kızamıyorum, çünkü onlar için de senin bu sert konuşmaların sürpriz oldu, araya girmek istediler, ancak seni durdurabilene aşk olsun, freni boşalmış kamyon gibiydin!

"Takımın gol atma sorunu yok ama..." "Takımın gol atma sorunu yok ama..."

Ellerini masaya vurmanı sana hiç yakıştıramadım, ayrıca kurduğun birkaç cümleye de takıldım, 40 sene önceye gittin, medyayı hedef aldın, “oyunlara gelmeyin” dedin, demesine de yaşın Allah uzun ömür versin 39, yani o dönemi nereden hatırlıyorsun ki?
İkinci olarak...“Koşmazsanız, bacağınızı ya da kafanızı araya sokmazsanız Faroe Adaları’na da yenilirsiniz...”

Nasıl yani? Bu cümlenin yenilir yutulur hali yok!Ki bu kadroyu Stefan Kuntz belirliyor, mutlaka sen de bu fotoğrafa tecrübenle katkıda bulunuyorsun değil mi?
İşin özeti yan yollara saparak, topu oyuncu grubuna atıyorsun, üstü kapalı onları hedefe koyuyorsun! Biraz daha ileri gidelim, “yeterli değiller” mi demek istiyorsun, başarısızlığın temelini buna mı bağlıyorsun?
Senin dediğin kriterlere uymayanların bu takımda işi ne o zaman? Nasıl ki o yenilgi bize yakışmıyorsa, sana da bu  cümleleri yakıştıramadım, bilesin!
Gelelim Stefan Kuntz’a... Onu da Beşiktaş’tan çok iyi tanıyorum. Gerçekten kişilik ve de oyuncu olarak on numaraydı benim penceremden. Ne var ki, ‘her kaliteli oyuncu iyi teknik direktör olacak’ diye bir kural mı var? Lüksemburg maçında biz bu sinyalleri gördük, yaşadık, görünen o ki Stefan Kuntz o maçtan dersler çıkaramamış! O uzun basın toplantısında en çok sakat oyunculardan dem vurdu! Elinin altında 40’a yakın havuzda bekleyen aday oyuncu var, bu mazerete sığınma gibi bir lüksün yok bilesin! 

Maçın yorumunu, kötü futbolun nedenlerini anlatacağına sen de yan yollara saptın! Örneğin gerek senin gerekse Hamit Altıntop’un yaptığı açıklamalara yazılı ve görsel medyada geniş yer verilmediğine dikkat çektin. Sen sahanın içinde kal, o kulvarda ne işin var. Küçük ya da büyük puntolarla verilir, sana ne? İşimizi bize öğretmeye kalkma, önce sen işini doğru dürüst yap! 

Uzun bir aradan sonra ilk kez bir Milli Takım televizyonların ana haber bültenlerinde manşetlere çıktı, sayenizde!