Santos Hoca'nın takımı kimseye ışık vermiyor, bu bir gerçek. Durum bu kadar kötü mü, o ise tartışılır. Kimi diyor ki, 'hoca işe savunmadan başladı, düzelte düzelte yapıyı oturtacak'; kimi de 'bu tam bir Anadolu (benzetme olarak kullanılmıştır) takımı hocası, arkayı sağlama alayım nasılsa sıkıştırırım bir tane' mantığında oynattığını söylüyor.

Gelmeden önce hoca ile ilgili özellikle Portekiz Milli Takımı ile başardığı işlerden dolayı doğal bir pozitif hava varken, kulaktan kulağa eski model bir yapıda olduğu da konuşuluyor idi. Benim şahsi fikrim hoca ile igili karar vermek için ekran başında ya da tribünde saha içi performansı yorumlamak yetersiz ve gereksiz. Hoca değişir mi, evet kesinlikle doğru hoca değilse hemen Mayıs’ta kapıya konur. Kimse babamızın oğlu değil. Öyle bile olsa Beşiktaş’a fayda vermiyor ise o bile barınmamalı kulüp içinde.

Ama sayın Santos’un mantalite, çap, karizma, bilgi, etki, liderlik vs gibi tüm bu özelliklerinin Beşiktaş’a fayda getirip getirmeyeceğine Sayın Samet Aybaba ve Sayın Feyyaz Uçar karar verecektir. Hocanın Semih’e karşı gerçek düşüncesi neydi, ne oldu onu onlar bilecek. Ya da tüm kamoyunun çok başarılı bulduğu hatta milli takım için çok büyük bir aday olan Talha’nın ne suç işlediğini onlar biliyor. Takım içindeki yaratılan hava, güven, adalet duygularının ne derece olduğunu onlar biliyor. Yoksa 'takım hücum yapmıyor, oyuncuyu 70’de değiştiriyor, maç içinde sıkılıyoruz' lafları şu an için hoca değiştirme anlamında yeterli değil.

Konya maçı özelinde ben gördüğümü söyleyeyim. Hoca bir ara çıldırdı ve takıma ilk 25 dakika içinde 'önde basın, rakibi çıkartmayın, nefes aldırmayın' hareketlerinin tamamını yaptı kenardan. Ben bu temponun artmamasını tamamı ile oyuncu grubuna bağlıyorum. Bir, yeterli güçleri yok, iki, bunun farkındalar. Tempolarını korkak olarak ayarlıyorlar. Böylece bizim ile oynayan her takım oyuna iyi başlıyor. Ne zaman karşı takımın temposu ve gücü bizim seviyelerimize iniyor o zaman bizim çocuklar kafasını kaldırıyor. Kazara o dakikalara kadar önde girersek maçı koparıp götürüyoruz. Berabere girersek bazen maçı çözebiliyor bazen de çözemiyoruz. Tabi oyun gücü ve fizik kalitesi yüksek takımlar için bu formül pek işlemez, onlar maçın başından sonuna kadar seni hırpalayacaktır.

Bunun yanında işin olumlu tarafı da yok değil, bence bundan sonrası için birazcık olsun ümitlenebiliriz çünkü çok kaliteli 3 oyuncu aldık. Libyalı tamamdır. Üzerinde konuşmayalım bile, karışmayalım işine. Muci bence büyük kalite. Klasik eski zaman, anam babam usulü 10 numara mı? Hayır değil ama öndeki her mevki için çok güçlü bir aday ve de aklında sadece kale var, çok ama çok uzaktan golünü izleyeceğiz. 3. Transfer ise Gedson. Bize gelene kadar futbol oyununa Antep’teki Ayhan Akman gibi katkı verirken, bize geldiğinde Galatasaray’daki Ayhan’a dönen bu arkadaşımız, son maçta öyle bir sinyal verdi ki, beklediğimiz Gedson gibi oynayacak. Bence en önemli transferimiz olabilir.

Gelelim başlığa. Tabi ki tribün ile ilgili. Önce kale arkasındaki arkadaşlara söyleyeyim. Çok değil 10 sene önceki Beşiktaş kapalısı olaydı öyle istediğiniz gibi saçmalayamaz, ağzınızdan çıkanı kulağınız duyardı. Ama ortalık size kalmış belli ki, ortada tribün mribün bırakmadınız. İstediğinizi yuhalayıp istediğinize alkış, 2 dakika sonra pozisyona bağlı yanar dönerlik şovlarınızı izlemekten çok sıkıldım ben kendi açımdan. Sahaya girene ıslık, çıkana ıslık, oyunda oynayana ıslık, oynamayana alkış. Diğerlerinden hiç bir farkımız kalmadı ne yazık ki... Sosyal medya ise ayrı bir çöplük. Harika bir beste çıkmış, insanlar sevmiş, çıkmış binlerce takipçisi olan bir zat diyor ki 'bu şarkı da eziklik var, Beşiktaş böyle kafasını öne eğemez' falan filan türü, sözüm ona psikolojik sentez içeren bir sürü saçmalık. Yahu kardeşim senin tribünün kaç senedir bir şarkı üretmiyor, tek bir ağızdan bağırmıyor, sen güfteyi beğenmiyorsun. Neymişsiniz be siz? ‘’Olmaz olsun şampiyonluklar, kupalar’’ lafının neresi ezik? Bu laf bana 'Beşiktaş’ın sevilme nedeni metal bir malzemeye bağlı değildir' hissi uyandırıyor da sana nasıl eziklik yaşatıyor?

Yıllardır yazıyorum tekrar tekrar yazacağım. Beşiktaş tribünleri tekrar düzenlenmelidir. Gerekirse kendi kombinem dahil, hepsi iptal edilsin ve akil tribüncülerin oluşturduğu bir ekip tarafından, önce bağırılacak sahaya baskı kurulacak tribünler kapatılsın. Küskünler tribune döndürülsün. Bu iş böyle gitmeyecek. Bir arkadaşımın dediğine artık inanır hale geldim. 'Sergen zamanı pandemi olmayaydı, tribünde seyirci olaydı, biz şampiyon falan olamazdık!' der hep. 'Bak o zamanki Karagümrük maçına, bak Göztepe maçına takım nasıl oynadı görürsün,' diye de ekler. Vallahi de Billahi de haklı galiba.

Son olarak Abubakar konusu. Evet Beşiktaş futbolcusu ıslıklanmaz, yukarıda da yazdım, kesinlikle karşıyım. Ama bu arkadaşa oyuna girerken yapılan sadece ve sadece 1 kereye mahsus olmak şartı ile bir mesaj olmalıdır. 'Biz sana küskünüz, biz sana kırgınız' mesajını almak zorunda bu arkadaş. Son 3 ayı oynayacak, bu takıma eskiden verdiği gibi katkısını verecek, yanındaki Semih’i geliştirecek, kupayı alacak takımın yıldızı, 3. olacak takımın lideri olacak. O zaman sene sonu kardeşçe hakkımızı helal ederek ayrılırız.

Son dedim ama hakemi unutmuşum. Bu sistemin çocukları İnönü’ye gelince tüm kuralları harfiyen uygulayıp, Beşiktaş topçusuna şakur şukur kartları çıkartıyorlar. Taçları, faulleri yerinden attırıp, sahada tüm topçuları fırçlayabiliyorlar. Yerden göğe kadar da haklılar. Çünkü tribünler kendi topçusu ile uğraşmaktan, biri başka diğeri başka bağırmaktan, oyunun içine girmek yerine, birbirlerine girmekten başka bir işle uğraşamıyorlar...

Bülent Bilirgen | Duhuliye