Akşam gazetesi yazarı Alen Markaryan'ın maç yazısı

Weghorst'un gidişini bir türlü çözümleyemeyip, Aboubakar'la o yırtığı tamir etmeye çalışarak geçti koca bir hafta...

Zaten Abou da hala hayali bir figür!!! Daha isim var, cisim yok. Tek tesellimiz doğru kadroyla çıkıp maçı almak... Lakin futbolu anlaşılmaz hale taşıyan, içinde barındırdığı sürprizler olduğunu biliyoruz... Buyurun işte, daha maçın hemen başında Rosier'in geri pasını ikinci bir Fevzi vakası gibi içeri alan kaleci Mert... "Futbol bu, olur diyoruz" ama hep mi bizi bulur kardeşim bu işler?! Yediğimiz bu akla hayale sığmayacak golden sonra oyuna tekrar başladık... Orta sahada tekrar toplanıp, rakip alana gitme ve oralarda gözükme dakikamız 15...

Bu dakikadan sonra defansın arkasına atılan toplarda iki etkili atağımız var... Redmond'dan top dağıtan rolüyle bir şeyler yapmasını bekliyoruz. Niye? Çünkü takımda top atacak adam yok?! Olaya bakar mısınız?

Sol açıktan 10 numara yaratmaya çalışıyoruz. Saman alevi gibi iki ataktan sonra yine durduk. 27'de en ciddi gol pozisyonumuz kayda geçsin... Gedson'un vuruşunda kaleciden dönen topta, Cenk'in inanılmaz zamanlama hatasına kurban giden golü anlatıyorum şu an...

Enteresan...

İlk yarım saatte öne çıkan en önemli iş, Beşiktaş taraftarının deplasmanda olmasına rağmen bütün stadı esir almasıydı...

Taraftardaki inanmışlığı al, sahaya koy, rahat rahat maç alırsın...

Redmond'un da bu dakikalarda çırpındığını söyleyebiliriz Gedson'la ama yeterli değil tabii ki... kinci yarının başında atamadığımız gol var, sanırsın bizdeki topçular marangoz da zorla sahaya çıkmışlar. Bir topçu o golleri atamıyorsa, futbolcu kavramı boşta kalıyor maalesef...

56'da iki oyuncu değiştirdik; N'Koudou ve Tayfur... Önde baskı kurmaya çalıştıkça arkada inanılmaz hatalar yapıyorduk. Her Konyalı, tarladaki traktör gibi dolanıp duruyordu... Gol girişimi ve gol oyununa çıkmamız gerekiyordu ki N'Koudou'ya atılan her top, boş ortayla havuza düşüyordu.

Ne zaman ki yerden pasa geçtik, ceza sahası aksiyonlarından gol bulduk. Gedson'un topuk pası Cenk'i bulduğunda, düzgün plase işi bitirdi: 1-1... Yeter miydi beraberlik? Hayır... Risk alman lazım mı? Evet... Ne yaptık? Yıpranmış gitar telinden nihavent eser çıkarmaya çalıştık!!!

Ne ani çıkışlarımızda çoğalabildik ne geri dönüşlerde... Öyle bir maç ki, at golü, bin uçağa gel... Ne duş yap ne su iç... Joseeeeeeeeeeeef... 1-2. Koş, koş, koş, koş. Ben Süreyya abiye söylüyorum etli ekmekleri, alıp geliyor...

Alen MARKARYAN / Akşam