Duhuliye yazarlarından Bülent Bilirgen kaleme aldı.

Sonda söyleyeceğimizi baştan söyleyelim. Ankara’daki o tekme Cenk’e Salih’e değil ülke futbolunun liyakatsızlarına atılmıştır. Aslında yazı bu kadar aşşağıdaki satırlar detayı..Biraz da uzun, dileyen burada bıraksın okumayı sonra kızmayın çok uzun yazıyorsun diye..

Liyakatın sözlük anlamına baktım tam karşılığı için. 1. Anlamı; layık olma, yaraşma,uygunluk iken 2. Anlamı da yeterlilik ve yetenek olarak açıklanmış.

Bugün hangi maçlar oynanacak? 26 Eylül Pazartesi günü programı... Bugün hangi maçlar oynanacak? 26 Eylül Pazartesi günü programı...

Her neresinden kullanırsan kullan ülke futbolunun en büyük sorununu tarif ediyorsun aslında. Hani çok yaygın bir düşünce vardır Almanya’daki 5 milyon vatandaşımızdan Mesutlar, İlkaylar, Nuriler vs çıkıyor da nasıl 80 milyonda bu kadar kısır kalıyoruz diye. Durum aslında öyle değil. Yani iş sahanın içinde falan değil. Burada da onlardan daha yetenekli daha başarılı olabilecek oyuncu mutlaka var sorun futbolun yönetim biçiminde. Daha doğrusu yönetilememe biçiminde.

Atomu parçalamaya ya da Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Bırakalım Avrupa kulüplerinin yönetim biçimine olan hayranlığı, gözümüzün önünde ülkenin basketbol ve voleybol örnekleri parıl parıl parlıyor. Evet bu iki branşta çok paralar çok maddi imkanlar harcanıyor ama ya karşılığı?  Tabi ki alınıyor hem de babalar gibi alınıyor. Avrupanın en önemli kulüpleri bizim ülkemizde.

Peki futbol neden nerelerde? Orada harcadığımız paralar az mı? Kesinlikle hayır. Ama gel gör ki diğer branşların söz sahipleri içlerinden yetişen ve kendilerini spor hayatları sonrasına hazırlayan ehil yani LİYAKAT lı kişilerden oluşuyor da ondan. Peki futbolda nasıl oluyor bu işler. Kulüp yönetimleri varlıklı ailelerin çocukları ve arkadaşları tarafından işgal edilmiş. Futbolu kendinin yada babalarının yaptıkları iş gibi yönetmeye çalışan, belli yaşa gelene kadar evde sadece FM oynamış yada arkadaşları ile futbol muhabbeti yapmış yada onu bile yapmamış  konunun hem saha içi hem saha dışı dengelerinden bir haber, çocukken mahallede bile takıma alınmayan ana kuzusu bebelerden oluşan yönetim kurulları profesyonel bir futbol takımına ne verebilir ise onları veriyor bu zatlar.

Ha bunlardan yönetim kurulunda olmalı mı ? Evet tabi ki belli bir oranda olmalı. Tabi ki söz hakları, katkıları olsun. Başka bir bakış açısı her zman fayfalıdır ama temelini bilmediğin, sahasında oynamadığın, eğitimini almadığın bir işe tamamı ile sahip çıkar isen ortaya şimdi olduğu gibi çok sakil bir görüntü çıkar. YK üyesi olarak kendi havanı, egonu, toplumda saygınlığını, çevrende sevginliğini arttırırsın işte o kadar. Kendi kendinin şampiyonlar ligi kupanı kaldırır ama yönetiminde olduğun takımları artık o turnuvada oynayamaz hale getirirsin.

Sadece kulüp yöneticileri mi liyakatsız? Olur mu öyle şey..Çıkalım daha yukarıya. TFF’ye atanmışlar, emirle gelmişler ordusuna. Yukarıda saydığım profillerin milli takıma seçilir gibi sıra ile TFF’ye seçilmesini (yada atanmasını) yaşıyor bu ülke 50 senedir.  Yahu kulüplerini sadece başarı olarak güdük bırakan değil finansal olarak da batıran kişiler Türkiye’nin tüm futbol yönetiminde başarılı olabilir mi? Alt kurullarında yaptıkarı işlerde işin uzmanı kişileri barındırabilirler mi? Dünya futbolunu yönetenler senelerdir bıraktı ağzını gözü ile gülüyor bize. Uzağa gitmeyelim bir şike serüveni yaşadık sonuçta nereye bağlandığını adamlar anlamadı başları döndü.

Şimdi ise başka seviyeye geçtik. Hakemin tatil ettiği teknik direktörün başının yarıldığı maçı siyaset eli ile tekrar oynatmaya kalkmamız yetmedi şimdi sahaya; ayakkabıdan telefona, taştan sopaya, sudan çişe kadar atılan maçta ve üstüne futbolcuları tekmeleyen kişi yine futbolculara saldıran kişiler olmasına rağmen bunun sorumlusu başkent takımına 1 maç ceza verdik ülke futbol yönetimi olarak.

Üstüne üstlük tüm sahanın güvenliğini tek başına korumaya çalışan bir kişiye de aynı cezayı vererek süsledik bu sanat eseri kararı. Dedik ya tekmeyi ağzının ortasına yedin  şimdi Josef’in cezasını ister iptal eder tahkim ister öteler ama bu şu ana kadar yaratılan rezaleti unutturmaz. Geldiğimiz yer hakikaten içler acısı. Ülke ikliminde milyonlar kendi desteklediği takımların sportif başarısı hayalini kurarken arka tarafta strateji oyunundan başka bir şey oynanmıyor. Bu seviye yönetimler sayesinde ülkeyi soymaya gelen dövizini alıp giden yaşlı, kurt oyuncular, teknik direktorler çakal menajerler cirit atıyor. Aslında hakemler de yönetimin bir parçası olarak görülmeli diye düşünüyordum.

Kabul etmek gerekir ki saha içinin tek hakimi ve oradaki gelişimin sorumluluğunda önemli payları var. Ama bu ülke hakemleri için bu geçerli değil. Dededen babaya oradan çocuğa toruna geçen, futbol oynamak isteyip de beceremeyen ama koşu mesafeleri iyi, yağ oranları düşük kişilerin oluşturduğu güruh hakem olarak kabul ediliyor bizde. Halbuki saha içinde sporun bir parçası sporcunun bir eşleniği olması gereken kişilerde diğer yöneticilerden biraz fazla olarak adalet, bağımsız düşünme gücü, entellektüel kalite, zeka, ahlak, düşük ego, az kompleks, güce tapmama vb gibi bir çok kavramında bir arada bulunması gerekir. Bu yüzden bu yazıda bu insanlar  yönetici olarak dikkate alınmamışlardır.

Bir yerlere bağlı yöneticisi, onlara bağlı piyonları ve tüm bunların şak şakçıları istedikleri gibi oynuyorlar kendi kurdukları sahnede.Olan aklı başında amacı sadece spor seyredip takımının başarısı için kafa yoran saf taraftara oluyor. Tüm bu acımasız, çirkin, ahlaksız menfaat dünyasının içinde birbirlerini kırıyor belki de dostluklarına zarar veriyorlar.

Belki bunca zamandır ülke futbolu için az da olsa faydalı insanlar olmuştur ama yönetimin genel gidişatını değiştiremedikleri için yaptıkları hep bir hoş seda olarak kalacaktır. Ama büyük kısım iğrenç sistemin en büyük dişlileri olmaktan kurtulamamışlardır.. Onlar için adalet güçlünün yanında olmak, popüler kültüre hizmet etmektir.

Bütün bunların yanında benim bildiğim Beşiktaşlı  bu sistemin renkli çarkları tarafından  emeğinin çalınmasından, hakkının yenilmesinden hiç korkmadı geri adım atmadı hatta onlara karşı hep başı dik durmaktan da onur duydu. Her Beşiktaşlı  bu çok renkli sistemin bir üyesi olacağına, her yapılan saldıraya gücünün yettiği kadar karşı koymayı  bir borç bilir ve ondan  sonra bayrağı devir alacaklara emanet etmeyi görev sayar. Ben böyle öğrendim böyle de öğreteceğim.

Son olarak. Eğer Beşiktaş camiası mücadeleye devam edecek ise, bu günler safları sıklaştırma, omuz omuza girme günleridir. Başakşehir maçından küfürsüz ama çok baskılı destek olmak şart. Şiddetin sporda ve de Beşiktaş camiasında yeri olmadı, olmayacak. Cevabın verileceği yer İnönü stadıdır. Kendi mabedimize lider girip lider çıkalım. Sonrasında sırada olimpiyat stadını ağzına kadar doldurup verilecek mesaj var..